Yaşam

Endülüs’te aşkın kitabını yazan bir fakih: İbn Hazm

Aşkın mahiyeti

İbn Hazm’a göre aşk, tanımı yapılması zor ve inceliklerle dolu bir kavramdır. Mahiyeti, ancak âşık olmak ve aşk acısını çekmekle anlaşılabilir. Bununla beraber o, aşkın tanımını yapmaya çalışmıştır. Onun düşüncesine göre aşk, ruhların yaratılmışlar arasındaki bölünmüş parçalarının birbirleriyle kaynaşmasıdır. Varlık âlemindeki her şekil, kendine uygun olanı arar bulur. Nasıl ki zıtlar arasında uyumsuzluk, benzerler arasında uyum ve ahenk varsa aynı durum ruhlar için de geçerlidir. Allah, Kur’an-ı Kerim’de “Sizi bir tek candan (Adem’den) yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini (Havva’yı) yaratan O’dur.” buyurarak, Adem’in huzur bulmasının nedenini, Havva’da kendinden bir parça olmasına bağlamıştır. Aralarında uyuşma ve ortak noktalar bulunmayan kişiler birbirini sevemezler. Ortak noktalar ne kadar çok olursa uyum da o kadar artar ve sevgi kökleşir. Hz. Peygamberin (s.a.) şu sözü de bu durumu ifade etmektedir: “Ruhlar görev başındaki ordu mensupları (gibidir)ler. Birbirleriyle tanışıyorlarsa kaynaşırlar, tanışmıyorlarsa aralarında huzursuzluk çıkar.” Öyleyse aşk, ruhta oluşan bir duygudur. Bazen aşk cinsellik, sevilen kişinin sahip olduğu konumdan yararlanmak, aynı düşünceleri paylaşmak gibi dış faktörlerden de oluşabilir. Bu durumda, bu nedenlerden biri ortadan kalkınca aşk da yok olacaktır. Yok olmayacak olan tek aşk, Allah için birbirini sevenlerin aşkıdır.

Aşkın belirtileri

Kişinin âşık olup olmadığını gösteren bir takım ip uçları vardır. Bunlardan ilki, sevgiliyi uzun uzun seyre dalmaktır. Gözler kalbin aynası olduğu için derin bakışlar gönüldeki gizemleri ele verebilir. Bu durumda olan bir âşık, gözünü ayırmadan sevgilisine bakar, onu bukalemunun güneşi izlediği gibi izler. Bir şiirinde, bunu bir dilbilgisi kuralına benzetir:

“Gözüm senden başkasını görmüyor. Sanki mıknatıs gibi (beni çekiyor)sun.

Dilbilgisinde sıfatın mevsûfa uyduğu gibi, gözlerim (her yerde) seni izliyor.”

Sevgilinin konuşmalarını büyük bir ilgiyle dinlemek, her söylediğini yalan bile olsa onaylamak, onu haksız bile olsa savunmak, onun bulunduğu yere gitmekte acele etmek, yakınına oturmaya çalışmak ve gözyaşları da aşkın belirtilerindendir: “Acımın belirtisi, yüreğimde yanan ateş ve yanaklarımdan süzülen gözyaşlarıdır.”

Âşık içindeki sırrı saklamaya çalışsa bile göz yaşları onu ele verir. Göz kapakları gözyaşını döküyorsa gönülde onulmaz bir aşk yarası var demektir.

Aşkın nedenleri

İbn Hazm kişiyi âşık olmaya iten nedenleri irdeler. Bunların arasında en tuhaf, en uç olanı rüyada sevmektir. Konuyla ilgili olarak yakın çevresinden canlı bir örnek verir. Buna göre İbn Hazm bir gün halife el-Mueyyed’in kölesi Ebû’s-Seri Ammar b. Ziyâd’ın yanına uğrar. Onu düşünceli bir halde görünce sebebini sorar. Önce cevap vermekten kaçınan Ammar b. Ziyâd, bir gönül derdine düştüğünü söyler. Gece rüyasında bir kız görmüş ve ona âşık olmuştur. İbn Hazm, zor da olsa onu teselli etmeye çalışır.

İlginç olan diğer bir sevme nedeni de kişinin görmeden, yalnızca tasvirle âşık olmasıdır. Gerçekten de birisini tanıtmanın, onun iyi yönlerini anlatmanın, insan üzerinde olumlu etkileri vardır; görmeden aşkın doğmasına sebep olabilir. Bu durum bazılarına göre pek mantıklı olmamakla beraber kınanılacak bir şey de değildir:

“Beni, görmediğim birini sevmekten dolayı kınayan kişi, beni aşkta zayıf biri olarak görmekle haddini aştın.

Bana açıklar mısın, cennet de (görmeden) yalnızca tasvirle tanınmıyor mu?”

Bununla beraber görmeden âşık olan kişi riskli bir durumla karşı karşıyadır. Çünkü sevdiği kişiyi gördüğünde beğenmeyip hayal kırıklığına uğrayabilir:

“Seni bana öyle anlattılar ki seni görünce (anlatılanların) gerçek olmadığını gördüm.

Davul içi boş bir deridir ama sesi insana korku ve ürperti verir.”

Bir bakışta âşık olmak ise en sık karşılaşılan nedenlerdendir. Kişi, hiç tanımadığı ya da tanıyıp hakkında birçok şey bildiği birini, yalnızca bir bakışta sevebilir. Fakat İbn Hazm’a göre bu, sabırsızlığın ve ayran gönüllülüğün işaretidir. Yalnızca aşkta değil hayatın her alanında, gelişme ne kadar hızlı olursa çöküş de o kadar hızlı olur.

En uzun süre devam eden ve daha kalıcı olan aşk, uzun süre konuşmalar ve görüşmeler sonucu zamanla oluşan aşktır. İnsan yaratılışı gereği, zor elde ettiği şeylerden kolayca vazgeçmez: “Kalıcı dostluk bir anda kurulmaz; kıvılcımı her zaman yanmaz.”

O yavaş yavaş ortaya çıkar, uzun süren kaynaşma sonucu doğar. Böylece temelleri sağlam atılmış olur.

Gerçekte aşk, hangi sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın, eğer sevgilinin fiziki güzelliğiyle sınırlıysa ve cinsel arzuların ötesine geçemiyorsa bu, gerçek değil mecazi aşktır. Aşk, asıl bu sınırı aşıp ruhla bütünleşme olduğunda aşktır. İki kişiyi sevdiğini iddia eden kişinin hatası buradadır. Onun aşkı, dış görünümle sınırlı bir aşktır. Gerçek âşık tek bir sevgiliye bağlanır: “Gönülde iki sevgiliye yer yoktur. İkincisi, diğerinin yerini alamaz. Akıl da birdir. Rahman olan tek bir Allah’tan başka yaratıcı tanımaz. Gönül de tektir. İster yakın ister uzak olsun, yalnızca bir kişiyi sever.”

Aksine davrananlar, aşkın kanununda şirk suçunu işlemişler, böylece imandan da uzaklaşmışlardır.

Nitekim hak din de tektir. İki dine tabi olan, küfre düşer.

İbn Hazm, kendi tecrübelerinden ve çevresinde yaptığı gözlemlerden hareketle aşkın, kişiler üzerinde karşı konulmaz bir hâkimiyeti ve mutlak bir otoritesi olduğunu bildirir. Bu öyle bir otoritedir ki cüz’i etkisi bile âşığı akıl sır ermez hallere düşürür. İbn Hazm’ın şahidi olduğu ama isim vermeden belirttiği örneklerden ikisi şöyledir:

Bir şahıs gençliğinin ilk yıllarında kısa boylu bir kıza âşık olur. Bu kızdan o kadar etkilenmiştir ki ömrünce uzun boylu hanımlara ilgi duymamıştır. Bir başkası, gençliğinde ağzı geniş bir kıza âşık olduğu için küçük ağızlı hanımları asla güzel bulmamıştır.

İbn Hazm’ın bu konuda belki en çarpıcı örneği kendiyle ilgili olandır. O da gençken sarışın bir kızı sevmiş ve bunun etkisinde kalarak esmerlerden uzaklaşmış, sarışınları tercih etmiştir:

“Sarışın olduğu için onu bana ayıplayıp (ondan soğumamı umuyorlar). Halbuki beni ona çeken şey de budur, dedim onlara.

Büyük bir yanlışın içine düşen cahil kişinin şaşırdığı gibi, ışığın ve altının rengini beğenmiyorlar. Taze nergis çiçeğinin ve uzakta parlayıp duran yıldızların rengine hiç laf edilir mi?”

Aşkı ifade etme yolları

İbn Hazm’ın, aşk kavramı içinde ele aldığı diğer bir konu, âşığın sevdiğine açılmada ve duygularını ifade etmede kullandığı metotlardır. Bunlardan ilki, hislerini ima yoluyla ifade etmektir. Kimi şiir okuyarak, kimi bilmece sorarak, kişiden kişiye değişen yollarla imada bulunur. İbn Hazm, onun yazdığı şiirleri âşık olduğu kıza okuyan bir dostu olduğunu belirtir.

İmadan sonraki adım, kaş göz işaretleriyle duyguları ifa- de etmektir. Her işaretin bir anlamı vardır. Mesela, göz ucuyla işaret yasaklama, göz kapağını indirmek suretiyle yapılan işaret de onaylama anlamına gelir. Sevgililer birbirine ısınmaya başlayınca, mektuplaşmaya başlarlar. Konuyla ilgili olarak İbn Hazm, birçok olay nakleder. Bunların belki de en ilginç olanı, bir âşığın sevgilisine kanını mürekkep yerine kullanarak yazdığı bir mektuptur. İbn Hazm, bu mektubu kuruduktan sonra bizzat gördüğünü söyler. Mektuplaşarak birbirlerine açılan sevgililer, araya aracı koyarak duygularını onun vasıtasıyla ifade ederler. Aracılık görevini üstlenecek kişi dikkatli seçilmelidir. Çünkü kişinin şerefinin korunması veya zedelenmesi, büyük ölçüde aracıya bağlıdır. Dolayısıyla sır saklayabilen, ağzı sıkı, sözünde duran, aklı başında biri olmalıdır. Bu özelliklerden yoksun aracılar, gönderen kişiye zarar verebilir:

“Aracılık için (seçtiğin kişi) kılıç gibidir. Öyleyse iyi bir kılıç seç ve onu parlatmadan kullanma.

Kör bir kılıç taşıyan, zararını yine kendisi görür.”

İbn Hazm, Kurtuba’da aracı olarak bastonlu, ellerinde tespih ve üzerlerinde kırmızı mantolar bulunan kadınların kullanıldığını belirtir. Diğer ilginç bir nokta güvercinlerin de fa kanatlarına mektup bağlanarak bu iş için kullanılmasıdır:

“Hz. Nuh (da) güvercini seçti. Güvercin de Hz. Nuh’un yüzünü kara çıkarmadı. Ona müjdeli haberler getirdi.

Ben de sana yazdığım mektupları ona emanet edeceğim. Artık mektuplarım (sana) bir kuşun kanatlarında taşınan haberler şeklinde gelecek.”

Aşkta birbirine zıt kavramlar

Vefa-İhanet:

Aşk, içinde birbirleriyle tezat oluşturan durumları taşıyan bir duygudur. İbn Hazm aşkı çözümlerken bunlara da değinir. Vefa ve ihanet aşkın içinde var olan zıt durumlardan biridir. Vefa İbn Hazm’a göre, insanın karakterini ve asaletini gösteren önemli bir meziyettir ve kişiden kişiye değişir:

“Kişinin yaptığı işler onun özünü gösterir. Bir şeyin özünden (aslından) sonra izine bakmaya gerek yok.

Zakkum ağacının üzüm verdiği, bal arılarının kovanlarına öd ağacı biriktirdiklerini görmek hiç mümkün mü?”

Vefanın da mertebeleri vardır. İlki, kişinin kendisine içtenlikle bağlı, samimi davranana karşı vefalı olmasıdır. Bu hem âşık hem de sevgili de bulunması gereken, olmazsa olmaz türünden bir vefadır. Konuyla ilgili olarak İbn Hazm bizzat kendisinin de tanık olduğu ilginç bir olay anlatır. Buna göre bir tanıdığı çok sevdiği ve değer verdiği sevgilisin den ayrılmaya karar vermişti. Çünkü birisi ona bir sır vermiş ve sevgilisi de bu sırrı kendisine söylemedikçe onunla konuşmayacağına, hatta daha ileri giderek ilişkilerini noktalayacağına dair ağır bir yemin etmişti. Sırrı veren kişi de ortada yoktu. Âşık kendine emanet edilen sırrı söylemeyerek sevgilisinden ayrıldı.

Vefanın ikinci mertebesi sizi arkadan vurana, size hainlik edene karşı gösterilen vefadır. Bu yalnızca âşık için söz konusu olan bir vefa olup, sevgili için gerekmeyen bir durumdur. Kötülüğe kötülükle karşılık veren kuşkusuz kınanamaz. Ama kötülüğe kötülükle karşılık vermemek, köprüleri tamamen atmamak vefanın en yüksek derecesidir. Bu da herkesin değil ancak gönlü zenginlerin, çok sabırlıların ve aklıselim sahiplerinin sergileyebilecekleri bir davranış biçimidir. Eğer kişi bunu başaramıyorsa, kötülük yapandan uzaklaşması da bir çözümdür. İbn Hazm konuyla ilgili olarak yine, kendi yaşadığı bir ilişkiyi örnek verir. Yakın bir dostu günün birinde, aralarında hiçbir kötü durum geçmediği halde samimiyetini bozarak İbn Hazm’la ilgili sırları başkalarına anlatır. Bu sözler İbn Hazm’ın kulağına gidince, onun da kendi sırlarını etrafa yayacağından korkar. Fakat İbn Hazm ona bir şiir yazıp göndererek misliyle mukabelede bulunmayacağını bildirir.

Sevgili hayatta iken gösterilen vefadan daha yüce bir ve fa türü vardır ki, o da tüm kavuşma ümitleri yitirilse veya sevgili ölse bile yine ona karşı gösterilen vefadır. İbn Hazm böyle bir vefa örneğini, bir cariyenin hayatından verir. Güzelliğiyle dikkat çeken bu cariye, efendisinin ölümü üzerine satılarak başka bir saraya gönderilir. Yeni sahibi onunla beraber olmak ister, ama o reddeder. Bu yüzden kötü muamelelere maruz kalır. Fakat sabreder ve hayatının sonuna kadar hiçbir erkekle beraber olmayarak, ölen efendisine sadık kalır.

Aşkta vefanın zıddı ihanettir. İhanet, İbn Hazm’a göre daha çok sevgilide görülen bir durumdur. Onda vefa aşığa göre daha azdır. Zira sevme eyleminin merkezinde âşık vardır. Sevme, bağlanma isteği ondan gelmektedir. Öyleyse vefalı olmak, ihanet etmemek daha ziyade âşığın özelliği olmalıdır. Bu nedenle, sevgilinin göstereceği az bir vefa çok gözükür:

Sevgilinin (aşkta) gösterdiği az bir vefa çok, âşığın gösterdiği çok vefa az sayılır. (Bu), bir ödleğin tesadüfen elde ettiği başarının, bir kahramanın elde ettiği başarıdan daha büyük görülmesi(ne benzer).

Ayrılık-Kavuşma:

Sevgilisini çok seven ve bunda samimi olan âşık, gün gelir sevgilisinden ayrılabilir. Çünkü ayrılık yalnız aşkta değil, hayatın her alanında Allah’ın koyduğu ilahi bir kanundur. Her birleşen bir gün ayrılır, her yaklaşan gün uzaklaşır. Bu durum insana acı verse de elinden bir şey gelmez. İlahi kanun önünde tamamen çaresizdir. Bununla beraber âşık geçici bir ayrılığa düşmüşse, sevgilinin dönüşüyle huzur bulur. Ya da âşık sevgilisini görmesi yasaklandığı için onunla aynı ortamda olsa bile ayrılık yaşayabilir. Bu durumda âşıkın elindekiyle yetinmesi, kanaat etmesi gerekir. Mesela, ağın sevgilisine ait bazı eşyalara bakarak sevinmesi ve teselli bulması bir kanattır. Bu, âşıkta Hz. Yakup’un, oğlu Hz. Yusuf’un gömleğini kokladığındaki etki gibi bir etki bırakır:

“Sevgilime yaklaşmak yasaklanınca, o da (bana acımadan) insafsızca uzaklaşmada direnince,

(Ne yapayım) ben de elbiselerine ya da onun dokunduğu eşyalara dokunmakla yetinir oldum.”

Nitekim Allah’ın nebisi Hz. Yakup da (oğlu) Hz. Yusuf’a üzüntüsünden kendini yiyip bitirmişti de Hz. Yusuf’un gömleğini kokladı da görmeyen gözleri açılıverdi.

Bir de dedikodulardan kaçınmak amacıyla âşık ayrılığı isteyebilir. Çünkü dedikodular sebebiyle sevgilisini bir daha görememekten ve kaybetmekten korkar. Bu korku âşığı hasta edip yatağa düşürebilir. Saplantı haline gelirse tedavisi zorlaşır. Tek çaresi aşığın sevgilisine kavuşmasıdır.

Aslında tüm bu ayrılıklar kavuşma umudunun olduğu ayrılıklardır. İnsana en ağır gelen ayrılık ise, ölümün getirdiği ayrılıktır. Bu tam bir ayrılıktır ve kavuşma umudu artık ortadan kalkmıştır. Sabretmekten başka yapılabilecek bir şey yoktur:

“Her ayrılıkta kavuşma umudu vardır.

Hemen umutsuzluğa kapılma. Çıkmadık candan umut kesilmez.

Ancak ölen için umudu kesmek(ten başka yapacak bir şey yok).”

İbn Hazm ölümle gelen ayrılık acısına kendi hayatından bir örnek verir. Nu’m ismindeki cariyesiyle büyük bir aşk yaşayan İbn Hazm daha yirmisine varmadan, Nu’mu kaybeder. Sevgilisinin ölümü onu sarsar, onunla yaşadığı aşkı ve mutluluğu bir daha başkasıyla yaşayamaz, bir başkasını onu sevdiği gibi sevemez.

Ayrılığın karşıtı sevgililerin kavuşmasıdır. İbn Hazm’ın bakış açısına göre kavuşma, hayata yeniden gelme gibidir. Dünya nimetlerinden hiç biri kişiye sevgiliyle kavuşmanın sevincini ve lezzetini veremez, sözcükler o anı ifade etmekten aciz kalırlar.

Sır Saklama-Sır Söyleme:

Sevgilisine duygularını çeşitli biçimlerde ifade eden âşık, topluma karşı ağzı sıkıdır. Sırrımı saklayarak, dışarıya karşı hiçbir şey yokmuş gibi davranır. İbn Hazm’a göre bunun ne deni çoğu kez, insanlara böyle bir imajla tanınmaktan kaçınmak istemesi, âşık olmayı ancak işsiz güçsüz takımına yakışan bir şeymiş gibi düşünmesidir. İbn Hazm böyle bir bakış açısının yanlış olduğunu belirterek, konuya dini perspektiften bakar. Müslüman için haramlardan kaçınması ve günah işlememesi yeterlidir. Aşk insanın genlerinde taşıdığı, doğuştan gelen bir duygudur. Dinimizce yasaklanmamıştır:

“Hz. Muhammed (s.a.) ne zaman aşkı yasakladı? (Ya da) Kuran’da aşkı yasaklayan (bir ayet mi) var?

Eğer kıyamet günü beni (Rabbimin huzuruna) solgun bir yüzle çıkaracak günahlardan birini işlememişsem,

Aşk yüzünden beni ister yüzüme karşı ayıplasınlar ister arkamdan, hiç umurumda değil.”

Bazen âşık sırrını, sevgilisini zor durumda bırakmamak için açıklamayabilir. Bu durum İbn Hazm’a göre bir vefa ve asalet göstergesidir. Bunun aksi de söz konusu olabilir. Âşık kendine hâkim olamaz, duyguları aklının ötesine geçerek aşkını açığa vurur. Sır söyleme, eğer sevgili sosyal statü olarak yüksek bir konumdaysa âşığın zararına olabilir. Mesela Kurtuba’nın köklü ailelerinden Benû Muğîs’e mensup olan Ahmed b. Mugis halifelerin kızlarından birine olan aşkını şiir yazarak ifşa ettiği için bedelini hayatıyla ödemiştir.

İtaat-Muhalefet:

Nice aksi, hırçın, dik kafalı, gururlu kimseler âşık olduktan sonra değişerek yumuşarlar, alçak gönüllü olurlar, sevgililerine itaat ederler. Sevgili yersiz ithamlarla âşığını suçlasa bile âşık masum olmasına rağmen ona karşı gelmemek için özür diler. Bu, âşık için küçültücü veya onur kırıcı bir durum değildir.

Aşkta boyun eğmek yadırganacak bir şey değildir. Zira kibirli insan bile aşkta (sevdiğine) boyun eğer.

Tabii ki her âşık sevdiğine boyun eğmez. Kendi arzuları doğrultusunda hareket edip, sevgilisinden her istediğini elde eden tipler de vardır. Bunlar için sevgilisinin hoşnutluğu değil, kendi hoşnutluğu ön plandadır:

“Beni durmadan yakıp kavuran bir ceylan yavrusundan muradımı almışsam,

İster rıza göstermeden boyun eğmiş olsun, isterse razı olduğuna kızmış çok da önemli değil. (Benim için önemli olan) suyu bulduğumda, içimdeki ateşi söndürmem için kullanmış olmam.”

Eleştirici-Yardımsever Dost:

Eleştirici, âşığı olur olmadık yer ve zamanda azarlayan, kınayan kişidir. Bunun karşıtı, aşığa samimi bir şekilde öğüt veren, olgun, karakterli, sır tutmasını bilen, karşısındakinin sıkıntılarını gidermeye çalışan, güvenilir yardımsever dosttur

Aşkın önündeki engeller

Gözetleyici:

Aşkta, sevenin sevdiğine ulaşmasını zorlaştırabilecek hatta engelleyebilecek bir takım olumsuz faktörler bulunur. Bunlardan ilki âşığı, sevgilisiyle baş başa kalmak istediği bir anda tesadüfen orada bulunarak tedirgin eden gözetleyicidir:

“Uzun süredir oturuyor. (Bu yüzden de) oturması çok can Sıkıcı. (Üstelik) konuşması da bir şeye benzemiyor.

Şemâm, Radvâ, el-Lukâm, Yezbul, Lubnan, es- Samman ve el-Hazn dağları (onun oturuşu yanında) daha hafif bile kalır.”

Diğer meraklı bir gözetleyici tipi vardır ki bu, âşıkları baş başa görünce ne olup bittiğini anlamak için yanlarına oturarak, onların nefes alışlarını bile izler:

“O bizim peşimizde. Gidiş gelişlerini, bilerek seyrekleştirmiyor. Ne büyük bir felaket.

O kadar içli dışlı olduk ki, (o ve biz) sanki isim ve müsemmâ gibiyiz.”

Bunun yanı sıra yalnızca sevgiliyi gözetlemek için tutulmuş kişiler de vardır. Eğer böylelerine iyi niyetle yaklaşılıp gönülleri kazanılırsa âşık, aleyhine olan bu durumu lehine çevirerek gözetleyici, sevgililere bekçilik bile yapar, onları korur:

“Sevgilimi benden uzaklaştırmak için nice gözetleyiciler tutup gözetlettiler.

Güzel sözlerle onu bağladım. Artık ondan çekinmeme gerek kalmadı.

Önce, benim hakkımdan gelmek için çekilmiş bir kılıçtı. Şimdi ise samimi, gerçek bir dost oldu.”

Jurnalci:

Âşığın önündeki diğer önemli bir engel de jurnalcidir. Amacı sevgililerin arasını açmak, ilişkilerini zedelemektir. Bunu da çeşitli yalanlarla yapmaya çalışır. Mesela kişiye, sevgilisinin başkasını sevdiğini ya da sevenin duygularında samimi olmadığını, yalnızca cinsel arzularını tatmin peşinde olduğunu jurnaller. En tehlikelisi ise âşığı sevgilisinden ayırarak, sevgiliyi elde etmek amacıyla yapılan jurnaldir. Kişinin bu tip sözler karşısında uyanık davranması, her duyduğuna inanmaması gerekir:

“Duyduğun her söze inanma. Kendi ölçülerine göre onun doğru olup olmadığını bilemezsin.

(Duyduğu her söze inanan) serabı görünce matarasındaki suyu döküp uçsuz bucaksız çölde helak olup giden kişi gibidir.”

Kaçınma:

Diğer bir engel ise kaçınmadır. Burada sevgili, naz yaparak aşığından kaçar. Amacı onun sevgisini sınayarak kendisine olan bağlılığını, sadakatini ve sabrını ölçmektir. Böyle bir durumda âşık, sevgilisinin kendisinden daha fazla uzaklaşacağı endişesine kapılarak umutsuzluğa düşebilir. Öte yandan âşık da sevgilisinden kaçınabilir. Eğer sevgilisinde, kendine karşı bir soğukluk veya başkasına meyli olduğunu sezdiğinde âşığın uzaklaşması tabiidir:

“Sevgilimden ayrıldım, ama ondan nefret ettiğim için değil. Sevgilisinden ayrılan âşığın durumu ne garip! Fakat gözlerim, vefasız bir ceylanın yüzünü görmeye daha fazla dayanamadı.

Ölüm, herkese gönlünü kaptıran (bir sevgilinin) aşkından daha tatlıdır.”

Aşkta iffet:

Aşkta vefa, bağlılık, samimiyet gibi değerlerin yanı sıra önemli bir değer de kişinin iffetli olması, kendisini günaha sevk edecek hareketlerden kaçınmasıdır. Allah insana birbirinin zıddı iki eğilim yerleştirmiştir. Biri insanı iyiliğe teşvik eden akıl, diğeri ise daima şehevi arzuların peşinde koşan ve kötülüğü emreden nefistir. Bu iki duygu insanda sürekli çarpışma halindedir. Hangisi üstün gelirse kişinin hareketlerini yönlendirir. İbn Hazm’a göre, nefsine uyarak şehevi arzulara kapılıp günah işleme konusunda erkekle kadın arasında hiçbir fark yoktur. Her ikisi de kendilerini bu yola sevk edecek şartlar oluştuğunda aynı davranışı gösterirler. Zira nefise güven olmaz:

“Arzu ve isteklerin konusunda nefsine uyma, (sonu) tehlikeli işlere bulaşma.

(İçimizdeki) şeytan daima diridir. Göz de (bu şeytanın)hilelerine açık bir kapıdır.”

Erdemli kişi bu yolda günah işleyerek Rabbine asi olmaz. Dünyanın geçici olduğunun bilinciyle, davranışlarını buna göre belirler:

“Dünya sana güzel bir hayat ödünç verdi. Fakat bu güzel hayat bir gün solacak.

Aklı başında bir insan böyle bir hayatı ister mi? Çünkü ölüm hemen çullanmakta.

Fani âlemi ebedi âleme tercih etme. Kişinin tercihi, aklının olgunluğunu gösteren bir işarettir.

Kurtuluşun, yüz çevirdiğin yolda olduğunun farkında mısın? Halbuki sen yanlış yollarda dolanıyorsun.

Şaşkınlığından aydınlık yolları bırakıp tökezletmesi ayağını acıtacak karanlık yollara dalıyorsun.

Sonu pişmanlık olan eğlencelerle gününü gün ediyorsun. O eğlenceler biter ama neden oldukları olumsuzluklar bitmez.

Ey kandırılmış kişi uyanık mısın? Felaketlerin gizlisi saklısı ortaya çıktı.

Rabbinin rızasını kazanmada acele et. O’nun yasakladıklarından uzak dur. Zira (azap) ateşi parlamakta.

Allah’ın nurdan yarattığı bir inci bu. Güzelliği her türlü takdirin üzerinde.

Hesap gününde ve sura üfürüldüğü günde amellerim onun güzelliğinde olsa,

Allah’ın en şanslı kulu olurdum ve (payıma) iki cennet ile bakire huriler düşmüş olurdu.

Beni aşka sürükleyecek her şeyden uzak duracağım. Sanırım kararlılık erdemli kişilerin özelliğidir.

Anladım ki aşk, (güzellerin) yanağına gözün takılıp kalmasıyla başlıyor.”

İbn Hazm’ın şiirlerinde entelektüel birikiminin izlerini görmek mümkündür. Mesela, mektuplaşma bölümünde, mektupların başkasının eline geçmesini istemeyen sevgililerin bunları yırtarak suyun içine attıklarını, dolayısıyla yazıların bozularak arkada iz kalmadığını anlatır. Konu ile ilgili şiirinde fıkhî terimlere yer verir:

“Bugün mektubunuzu yırtıp atmak bana çok zor geliyor. Fakat aşk yırtılıp atılmaz.

Mürekkebin silinip sevgimizin kalmasını istedim. Çünkü ayrıntılar esasa tâbidir.”

Aşkın önündeki engellerden jurnalci ile ilgili şiirinde yine engin kültürünün izlerini görebiliriz:

“İç yüzümüzü öğrenmeye çalışan ve bizden aldığı haberler sayesinde nefes alan jurnalciye şaşıyorum.

Benim derdimden ona ne? Nar yiyen benim, dişleri kamaşan ise çocuklar.”

İkinci beyitte yer alan “Nar yiyen benim, dişleri kamaşan ise çocuklar.” ifadesi Tevrat’tan alınmıştır. Tevrat’taki ifade, “Babalar koruk yediler ve oğulların dişleri kamaştı.” şeklindedir.

İbn Hazm eserinde yaşadığı döneme ait birtakım bilgiler de vermektedir. Söz gelimi güvercinin âşıklar arasında bir haberleşme aracı olarak kullanıldığını, kadınların doktorluk, kuaförlük, falcılık, şarkıcılık, öğretmenlik ve dokumacılık gibi işlerde çalıştıklarını öğreniyoruz.

Eğer bana ‘Onun aşkını unuttun mu?’ diye sorsalardı, cevabım lâm ve elif (hayır) olurdu.

İbn Hazm’ın, bir dostunun isteği üzerine kaleme aldığı ve çeşitli yönleriyle aşkı anlattığı eseri her şeyden önce onun iyi bir gözlemci olduğunu ortaya koymaktadır. Aşk kavramını çözümlerken gözlemlerine sıkça başvurmuştur. Bu gözlemlerini aktarırken olaylara konu olan kişilerin sosyal statülerini de göz önünde bulundurarak, sakınca görmediği durumlarda isimlerini açıkça belirtmiştir. Verdiği örnekler toplumun belli bir kesim ya da kesimleriyle sınırlı kalmamış, yeri geldiğinde bazı halifelerin, üst düzey bürokratların, yeri geldiğinde de sıradan halkın yaşadığı aşklardan söz etmiştir.

Çizdiği aşk tablosu, içinde zıt duygular barındıran, önünde birçok engel bulunan bir tablodur. Kendisinin de ifade ettiği gibi insana aynı anda hem zevk hem de acı veren bir yönü vardır:

“Ey sevgili! Senin yolunda çektiğim acılardan zevk alıyorum. Senden asla vazgeçecek de değilim.

Eğer bana ‘Onun aşkını unuttun mu?’ diye sorsalardı, cevabım lâm ve elif (hayır) olurdu.”

İbn Hazm aşka din penceresinden bakar. Aşkın doğal bir ihtiyaç olduğunu, dinen yasaklanmadığını belirtir ve en yüce aşkın Allah için sevmek olduğunu vurgular. İffet konusunda da işaret ettiği gibi aşk dini temeller üzerine oturmalı, kişi kendini günaha sürükleyebilecek eğilimlerden uzak durmaya çalışmalıdır.

İbrahim Özay

Kültür dergisi, Sayı: Sonbahar – 2007

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu