Köşe Yazıları

Kalbin Çocukken Kırılmışsa Onarılması Pek Kolay Değildir

Bir kış günü dünyaya geldim, Kırşehir’de. Sıdıklı Küçükboğaz köyü, çocukluğumun ilk yıllarının geçtiği yer olarak hafızamda kırgınlıklarla dolu derin izlere sahip. En büyük kardeş olmanın yükünü daha küçük bir çocukken omuzlarıma aldım. Üç yaşımda Hollanda’ya gittim. Üç yıl burada ailemle kaldıktan sonra altı yaşımda yeniden Kırşehir’e döndüm. Bu kez amcamla ve babaannemle yaşamaya başladım. Ailemi geride bırakmak beni duygusal olarak şoka uğratmıştı. Küçücük bir çocuk olduğum için yapabileceğim, itiraz edebileceğim bir hâlim yoktu. Çaresizce teslim olmuştum. Zamanla alıştım bu duruma. Sonra ilkokula başladım. Herkesin annesi babası vardı yanında benim yoktu. Bu, beni çok üzüyordu.

Günler, aylar, seneler geçti ve ben ilkokul dördü bitirince yeniden Hollanda yollarına düştüm. Hollanda’ya geldiğimde dokuz yaşımdaydım ve Hollandaca okuma, yazma ve anlamayı bilmiyorum. Bu yüzden dokuz yaşında olmama ve dördüncü sınıfı bitirmeme rağmen beni dördüncü sınıftan devam ettirdiler. Ayrıca Hollandaca öğrenmek için ayrı ek bir ders almaya başladım. Bir sene gibi kısa bir süre içinde bu dili okuyup yazmayı başardım. Bu okulun sisteminden dolayı bazı derslere giremedim ve geride kaldım. Bunun nedeni bu okulda dörtten önce okumamış olmamdı. Buradaki açığı kapatmak için ailemden de destek göremeyince notlarım kötü oldu. Oysa annem, babam benim zayıf olduğum, güçlük çektiğim derslerde bana yardımcı olup beni gayretlendirselerdi sonuç bu şekilde olmazdı. Yeterli ilgiyi göremedim, dayanağım olmadı. Bu, bütün öğrencilik hayatımı olumsuz etkiledi. Böylece başarısız oldum ve beni meslek okuluna gönderdiler. Meslek okulunda bölüm seçme zamanı gelince satış, reklam ve tanıtım bölümünü seçtim.

İyi bir eğitim alamamam, okulda yeteri başarıyı gösterememem kendime güvenimin eksikliğinden kaynaklanıyordu. Ama o zamanlar bunun farkında değildim. Çok sonraları anladım ki bendeki eksiklik bilgiden değil öncelikle sevgi eksikliği ve bunun sonucunda da özgüven yokluğundandı.

Kendimi tek başıma ve yalnız hissetmem ailemin ilgisizliğindendi. Herkesin annesi ve babası yanındayken benim ailem bana çok uzaktı, yanımdayken bile onlarla aramda kapanmayacak bir mesafe vardı. Beni neden geride bıraktıklarını sorduğumda “Bırakmak zorundaydık” dediler ama ben bunu ne o gün ne de bugün hâlâ anlamış değilim. O gün kırılmış olan çocuk kalbimin acı izlerini silmek böyle sözlerle imkânsızdı.

Korktuğum Başıma Gelmişti

Türkiye’den Hollanda’ya dönerken içim garip duygularla doluydu. Dünya güneşin etrafında üç kere döndü. Büyük bir heyecanla ve merakla neler olabileceğini düşünüp hayal kurdum. Artık bir arada olacaktık, mesafeler kalkacaktı. Ben de aileme kavuşacak ve güzel günler yaşayacaktım. Bir yanım böylesine mutluluk umarken diğer bir yanım da beni şüpheye boğarak “Ya beni istemezlerse?” düşüncesi de beni kemiriyordu.

Beni böylesine paramparça eden korkum gerçekleşti. Aileme kavuştum, onların yanına vardım ama sanki daha da uzağa gitmiştim. Onların yanındayken bambaşka bir gezegende hissettim kendimi. Aramızda kapanmayacak bir mesafe oluşmuştu. Ama bunun sebebi çocuk olan ben olamazdım. Çocuktum. Adı üstünde küçücük kalbi, kozasından yeni çıkmış bir kelebek gibi çırpınan bir çocuk… Tarifsiz bir üzüntüye kapılmıştım akıp giden nehir misali. Sürükleniyordum ama nereye bilmiyordum. Bakışlarında, tavırlarında bana olan uzaklıklarını bütün hücrelerimde hissettim. Bu hayatımda yaşadığım en büyük korkumdu.

Ruhun Özü’ kitabımdan…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu