Köşe Yazıları

Daha işin başındayız… Paylaşacak çok işimiz var!..

Bir resime yakından bakıldığında tam olarak anlaşılamaz…

O nedenle ya, “Resme yakından değil, uzaktan bakmak gerek.” denilir.

*

Bir taraftan düşünüyorum da resme, sadece uzaktan bakarak, ya da sadece yakından bakarak çok sağlıklı yorum yapamayız gibi geliyor bana.

O nedenle de resimle aramızda zaman zaman uzaklaşmalar…

Zaman zaman yakınlaşmalar olur.

Olmaz mı?

Olur.

*

Bu durumda da biz uzaktan göremediklerimizi yakından daha iyi görür, yakından tam olarak ayırt edemediklerimizi uzaktan ayırt edebiliriz.

Görerek…

Kimi zaman dokunarak…

Kimi zaman gözlerinden yüreğinin sızısını, ya da mutluluğunu anlayabilecek kadar yürek yüreğe bir arada olmak gerek, ki içine girmek istediğin seni anlasın.

Sen, içine girmek istediğini…

Kendisine yakınlaşmak istediğini…

Daha yakından tanımak istediğini anlayabilesin.

*

Dedim ya; ne sadece uzaktan bakıldığında ne sadece yakından bakıldığında anlaşılır, resim de dahil birçok şey.

Hele de bu insanoğluysa, çok zor anlaşılıyor.

*

Ben, yıllardır memleketten Avrupa’ya;

Hollanda’ya…

Almanya’ya…

Avusturya’ya…

Fransa’ya uzaktan bakarken, son on yıldır uzakları yakın ederek, oralardaki candaşlarımızı daha yakından izleme ve tanıma fırsatım oldu.

Önce kitaplarım ulaştı onlara, sonra da ben.

Sonra her ikimiz tanışıverdik.

Neler yaşadıklarını sadece kulaktan dolma, yarım yamalak bildiğim ve genel olarak adlarına ‘GURBETÇİ’ denilen insanımızla, tanışmakla kalmayıp dost bile olduk

*

Fark ettim ki yalnız bırakılmışlar.

Anladım ki gurbetçi, gurbette ayakta kalabilmek adına ne tür zorluklara direnmiş olsalar da yine de çoğu zaman başaramazlarmış.

Gördüm ki bunun için okumak gerekiyormuş.

İlle de okumak!..

*

Bunu ilk gelenler için demiyorum elbette.

Onlar için ille de çalışmak, karınlarını doyurmak gerekti.

İlle de ayakları gurbet elin kaldırım taşlarına sağlam basabilmekti, ille de!..

*

Ne için?

Yarınları için!

Çocukları için!

Yeni hayatları için!..

*

Onlar, yani ilk gelenlerin büyük bir kısmı göçtü gitti bu dünyadan.

Onların çocukları, çocuklarının kızları, oğulları oldu.

Onlar büyümeye başladılar.

İlk gelenlerin birinci derdi gurbette ayakta kalmak iken, onlar kendilerinden sonrakilere:

Okumaları…

Dil öğrenmeleri…

Kendileri gibi ezilmemeleri için neler yapmalarını dilleri döndüğünce, akılları yettiğince anlatıvermişlerdi evlatlarına.

*

Sonra çoğaldılar ve bizim gurbetçilerimizden Avrupa’nın önde gelen iş insanları…

Okumuş insanlarımız…

Sporcularımız…

Sanatçılarımız yetişiverdi.

Okudular, çok çalıştılar…

Okuttular…

Dil öğrendiler, dil öğrettiler.

Gidenlerin birçoğu bunu göremese de evlatlarının birçoğu gurbetin kaldırım taşlarına sağlam basmaya başladılar bile.

Örnek oldular birbirlerine.

Bugün üçüncü, dördüncü kuşak yetişiyor.

*

Ne mutlu onlara?

Yeter mi peki?

Yetmez elbet!..

Onlara samimi, içten, ortak çıkarlarda buluşulabilecek destek gerek…

İşte belki de ben de bu anı bekliyordum.

Önce uzaktan, sonra yakınlaşarak taşın altına elimi koyma anını.

*

Şimdi bu yazımla birlikte taşın altına yavaş yavaş elim girmeye başladı.

Sevgili Adem Özbay kardeşime teşekkürler ediyorum.

Bundan böyle ayda iki kez buradan sizinle bir arada olacağız.

Siz, gurbet elde…

Ben, kimi zaman memlekette, kimi zaman sizin yanınızda; birlikte paylaşacağız, birlikte soluyacağız dünyanın havasını, dünyanın ülkelerinde…

*

Şimdiden aranızda olmaya “HOŞBULDUM” diyorum.

Umarım siz de zaman içinde beni hoş bulursunuz.

Şimdilik sevgiyle kalın.

Ve her daim kendinize sahip çıkın lütfen…

Daha işin başındayız.

Paylaşacak çok dünyamız var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu