Yaşam

Güreş meydanında bir sufi!

Buhara yakınlarında bir seyyid… Hicri 700’lerin ortası. Çömlekçilik zanaatıyla uğraşan güçlü kuvvetli bir adam. Necip Fazıl, O’nu, ‘Altun Silsile’nin 15. sırasında anlatıyor. Hem de harika bir üslup ve dil ile…

Seyircilerin heyecanlı bekleyişi

Peygamber Efendimiz’in kutlu neslinden olan bu zat, Seyyid Emir Külal hazretleridir. Güreş meydanında dolanıp karşısına çıkacak bir er, bir bahadır diliyor. Etrafta bir sürü seyirci. Birazdan başlayacak olan güç ve zeka oyununu heyecanla beklemekteler.Necip Fazıl, Başbuğ Velilerden

Zahirin değil, bâtının pehlivanı!

Fakat bu sefer Emir Külal’in karşısına çıkan, uzaklardan müridânıyla çıkıp gelen süt beyaz sakallı, nurani bir şeyhtir. Müridler hayret içinde olanları izlemekteler. Şeyh, müridlerinin şaşkınlığını gidermek için hikmetle ve hakikatle konuşuyor: “Şu gördüğünüz meydandaki er, zahirin değil, bâtının pehlivanıdır. Yakın zamanda nice insan, onun kuvvetiyle kemale erecektir. Onu kendime bend etmek istiyorum.”

Ve şeyhin kemendi pehlivanın boynunda!

Sonrası o yakıcı nazardır. Çünkü Emir Külal’in bakışları şeyhinkilere değiyor ve kalakalıyor olduğu yerde. Güreşi bırakıveriyor. Emir Külal, şeyhi olacak bu zatın ellerine atılıyor ve ayaklarına kapanıyor.

Şeyh, Hacegan-Nakşi silsilenin zirvelerinden Baba Semmasi hazretleridir ve işte tek nazarda pehlivanın boynuna kemendini geçirmiştir. Böylece Şah-ı Nakşibend hazretlerine el verecek olan büyük mana pehlivanının bâtın güreşi, nefs savaşı, ekber cihadı Hace Baba Semmasi hazretlerinin rehberliğinde başlamış olur.

Mustafa Nezihi, hiç bitmeyecek güreşten bir kesiti resmetti

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu