Yaşam

Bu yolun yolcuları…

Bir idealin gerçekleşmesi, başlangıçta, o ideali taşıyan az sayıdaki insanın destansı fedakârlıklarının yanında zaman zaman patlak veren kritik durumlardaki tutum ve davranışlarına da aksiyon güçlerine, sabırlarına, davanın esasi meselelerinin mihverinden çıkmamaktaki dayanaklığına da örnek ve yüksek yeni bir topluluğun doğmasının şartlarını hazırlamaktaki başarılarına da bağlıdır.

Mesele nedir?

Bir iman, bir kültür, bir medeniyet ve hayat tarzı batırılmak istenmiştir. Hala da bütün gizli açık, yerli ve yabancı tabiatçılar, maddeciler, inançsızlar, kendi öz iman, kültür, medeniyet ve hayat tarzımızı var güçleriyle yıkmaya çalışıyorlar. İşte mesele bu yıkıcılığı, bu yıkıntı ve çöküntüyü durdurmak, potansiyel güçleri harekete getirerek imanı, kültürü, hayat tarzını, tarih bakışını tazelemek ve yenilemektir. Kaybolan tabiat, dünya, öte dünya ve tarih perspektifini olanca canlılığıyla yeniden ihya etmektir. İslam insanını, İslam ülkesini, milleti ve devleti ilerletmek, yükseltmek, çağda söz sahibi yapmak, ezilmekten korumak, tek kelimeyle ihya etmektir. Bu ideali taşıyanlar, islamı gerçeğiyle ve olanca canlılığı ve güzelliğiyle tanıtmaya, sevdirmeğe, yaşanır yapmaya gönül vermiş kişilerdir. Bu ülkü adamları, karamsarlığa batmış insanları, gelecekler için umutlandıracaklardır. Toplumda bir umut dünyası doğuracaklardır. Büyük davaların bütün öncüleri gibi aktlarının ve jestlerinin şuurunda olacaklardır. İdeolojik çalışmalarda reaksiyonda değil, aksiyonda olacaklardır. İnsiyatif onlarda olacaktır. Rotayı karşı tarafın tutumu değil, bizzat inanılan prensipler tayin edecektir. Her büyük ideal, kendi metodunu kendi getirir. Karşı tarafın metodu ne olursa olsun, dava adamı kendi metodundan şaşmamalıdır. Karşı ideoloji taraftarları, ülkü adamını çıkmaza saplamak için hilenin her türlüsünü kullanacaktır. Hedef şaşırtmak için dikkati teferruat üzerine çekebilirler. Düşünce ve inanç savaşı da bir bakıma, askeri savaşa benzer. Savaş yerini ve alanını seçmek kimin elindeyse, zafere o daha yakın demektir. İnandıklarının eri insanlar karşılaşma alanlarını da kendileri seçerler. Düşmanın aldatıcı taktikleriyle oyalayıp vakit kaybetmezler. Dünyayı ve dünya faydalarını omuzlarından şöyle bir aşırıvermişlerdir. Ne övgülere kulak asarlar, ne kasıtlı yergilere… Onların ruhlarını gelecek zamandaki toplumun rüyası ve aşkı kaplamıştır. Günlük faydalar, şan ve ün düşkünlüğü, yiğitlik gösterisi, ideal yolcularının işi ve kaygısı olamaz.

İslam idealini yeryüzünde yeniden kendine yakışır sesine kavuşturmak ideali, çağlar içinde en büyük olaylardan sayılsa yeridir. Bunun için bu ülkünün yetişecek nesilleri ve insanları, inanç, düşünce, kültür, ahlak, dayanma, sözünde durma, örnek olma yani her bakımdan üstün insan olma yolunda bütün güçlerini sarfetmekten ve her türlü sıkıntıya, zahmete katlanmaktan çekinmemek durumunda ve zorundadırlar. Ciddi, vekarlı, merhametli, sakin, soğukkanlı, hep ışık tutucu ve yol gösterici, umut kestirmeyici olacaklardır. Peygamberlerin mirasçıları onlardır ve peygamberlerin mirası budur. Çağın sahte yollarına sapmayacaklar, çağı kendi yollarına çevirmenin yolunu arayacaklardır. Kalbe girmenin yolu samimiyettir, feragattır, alçakgönüllülüktür. Kalbe girmenin bu yollarından asla dışarı çıkmayacaklardır. Kolaya, basite, zihin ve ruh tembelliğine saplanmayacaklardır. Aldatıcılık geçici bir başarı sağlasa da onlar, sadece hakikati göstermeğe, insanları hakikate çağırmağa ve çekmeğe çırpınacaklardır. Onlar, büyük kalabalıkların eninde sonunda bir gün hakikate dönecekleri umudunu hiçbir zaman yitirmeyeceklerdir. En umutsuz durumlarda bile. Hakikatin ve hakikat adamlarının en aldatıcı benzerlerinin piyasayı toptan kaplama durumunda bile.”

Sezai Karakoç, Sütun, 3.Baskı. s. 142-143

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu