Yaşam

Kötü olmak mı kötü doğmak mı?

İnsanın yaratılışından beri var olan iyilik ve kötülük kavramları, yüzyıllardır konuşulup tartışılan mefhumlardan olmuştur. İnsanın doğuştan iyi veya kötü olarak mı dünyaya geldiği yoksa kötülüğü zamanla öğrenerek mi iyi ya da kötü olmayı tercih ettiği hala muammadır. Örneğin hepimizin bildiği bir hakikat, ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem (a.s.) belki de bir babanın görebileceği en korkunç olaylardan birini yaşayarak bir evladını kaybetmiştir. Oğlu Kabil, diğer oğlu Habil’i öldürerek kötülükte âdeta bir çığır açmıştır. Peki, Kabil kötü olmayı kendi mi seçmiştir yoksa Kabil kötü olarak mı doğmuştur?

“İyi” ve “Kötü” üzerine felsefik yaklaşımlar

Kötülükten bahsedeceksek öncelikle kötülük kavramının neye tekabül ettiğine bakmamızda fayda vardır. Filozofların kötülüğü tanımlarken farklı açılardan tarif ettiğine şahit oluruz. Sokrates’e göre kötülük, iyiliğin zıddıdır. Sokrates eşyayı iyi, kötü veya ne iyi ne de kötü olarak sınıflandırmıştır. Sokrates’e göre sıhhat, ilim, zenginlik gibi şeyler iyi, bunların karşıtları (hastalık, cehalet, fakirlik) kötü; gezmek, dinlenmek, okumak gibi eylemler ise ne iyi ne de kötüdür. Platon, aslında bu dünyada kötü veya iyi diye herhangi bir şeyin olmadığını, salt kötü bir şey olan bilgisizlik ve iyi bir şey olan bilgeliğin var olduğunu düşünmektedir. Platon’a göre zevkli ve hoşa giden bir yaşam geçirmek iyi bir şeyken bunun zıttı kötü bir şeydir. Yani zevk veren ve beğenilen şey iyidir, beğenilmeyen ise kötüdür. Herakleitos, kötü ile iyinin birlikte olmaları gerektiğini, biri olmadan diğerinin var olmayacağını düşünmektedir. Ona göre kötü denen şeyler, iyiyi ortaya koyan ön koşullardır. Aristippos, zevk veren şeylere iyi, acı veren şeylere kötü demiştir. Haz ile iyiyi aynı şey olarak görmüştür. Spinoza ise iyi ve kötü kavramlarını sevinç ve keder duygularıyla açıklamıştır.[1] Türk Dil Kurumu’nun tanımına göre ise kötülük; zarar verecek davranış, eylem ya da sözdür.

İyilik özümüzde var

Allah Teâlâ insanı tertemiz, günahsız bir şekilde yaratmıştır. Her doğanın fıtrat üzere doğduğunu[2] bize Resulullah (s.a.) vasıtasıyla bildirmiştir. Yani insan, aslında doğuştan güzel hasletlerle donatılarak yaratılmış bir varlıktır. İnsan, henüz erken yaşlarda dahi iyiliği ve kötülüğü ayırt etme yetisine sahip bir biçimde dünyaya gelmiştir. “Yale Üniversitesi’nin Infant Cognition araştırmacılarının defalarca tekrarlayıp yakın zamanda tamamladığı çok yönlü araştırmaları bebeklerin iyi ve kötü kavramlarına yaklaşımlarını ve verdikleri tepkileri ölçmüştür. Ortaya çıkan sonuçlar çarpıcıdır: Deneylerin birinde 6-10 ay aralığındaki bebeklere defalarca izletilen bir videoda, yokuş yukarı tırmanmaya çalışan bir d aire figürü vardır. Bu videoda, dairenin yukarı tırmanmasına yardım eden bir üçgen ile yukarı tırmanmasına engel olan bir kare figürü bulunur. Deney sonunda bebeklerin ezici çoğunluğunun (%80) üçgen figürü desteklediği görülür.’’[3] Bu ve buna benzer deneyler bize gösteriyor ki insan yaratılışı iyiye ve iyi olana meyillidir.

Kötülük bir tercih mi?

Şimdi asıl sorumuza dönmenin vakti geldi. Bizler iyi veya kötü olarak mı doğuyoruz yoksa iyiliği ve kötülüğü kendimiz mi seçiyoruz? Yukarıda bahsettiğimiz Hadis-i Şerif’in tamamı şu şekildedir: “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.’’ Yani doğuştan temiz, masum olan insanın şekillenmesinde çevrenin büyük bir payı vardır. Özellikle ilk eğitimi veren ailelerin yetiştirme tutumları çocukların iyilik ve kötülük yolundaki serüveninin başlangıç noktasıdır. Tabii ki çevrenin etkisi mühim bir faktör, fakat kişinin iradesi de büyük ölçüde seçimlerini etkilemektedir.

Kabil örneğine dönecek olursak Kabil ve Habil kardeşti, aynı ailede büyümüş iki gençti. Bir gün Allah Teâlâ onlardan kurban sunmalarını istediğinde ziraatla uğraşan Kabil çürük meyveleri, hayvancılıkla uğraşan Habil ise en güzel koçu sunmuştu. Allah Teâlâ da Habil’in kurbanını kabul buyurmuştu. Bu örnek, her ikisinin de tercihlerinde özgür olduğunu göstermek için yeterlidir. En güzel meyveleri sunmak varken çürük olanları sunmak Kabil’in tercihi idi. Kıskandığı için kardeşi Habil’i öldürmek de onun tercihiydi. Aynı anne babadan dünyaya gelmiş olan Kabil kötülüğü seçti, Habil ise iyiliği.

İyi olmanın da ötesi

İyiliği veya kötülüğü seçmek elimizdedir fakat bizden istenen elbette iyi kullar olarak hayat sürmektir. Dinimiz, her zaman iyiliği ve iyi olmayı üstün tutmuş ve kötülüğü, kötü olmayı bize yasaklamıştır. Öyle ki sadece iyi olmayı değil; iyiliği tavsiye etmeyi ve başkalarının da iyiliğini istemeyi bize vazife kılmıştır. Kötülükten uzak durmakla yetinmeyip kötülüğü de engellemeyi bizden istemiştir. Buna emr-i bil maruf nehyi an’il münker, denilmiştir. ‘‘Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız.’’[4] Dolayısıyla sadece iyi olmak bize yetmez, bunun da ötesini kavramak lazımdır. Nizami’nin dediği gibi “İyilik, insanlık sanatıdır.”

Hayat serüveninde en usta sanatkârlardan olabilmek duası ile…

Fatma Betül Solmaz

İstanbul Üniversitesi • PSİKOLOJİ

Hüma dergisi, Sayı 21

DİPNOTLAR


[1] Taşabat, M. (2021). Kötülük ve Kötülük Sorunu Üzerine Kısa Bir Bakış. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 6 (1), 41-55

[2] Buhari, Cenaiz, 92

[3] https://onedio.com/haber/iyilik-ve-kotuluk-dogustan-mi-dunyanin-en-kadim-sorularindan-birine-bilimsel-bakis-642361

[4] Âl-i İmran Suresi, 110

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu