Yaşam

İnsanın aidiyet problemi

İnsan; doğduğu ortamın kültürü ile kültürlenen, büyüyen, gelişen, hisseden, etkiye sebebiyet veren, tepki gösteren, yaşamsal faaliyetlerini kendi inşa ettiği mekânlarda sürdüren, tercihine göre gelenek ve görenek sahibi bir canlıdır. Değerli bir hocamın da dediği gibi her şeyden evvel insan kıyastır. Bulunduğu mekân ile bulunmadığı mekânı kıyaslayabilen, düşünebildikleriyle düşünemediklerini ya da en temel ihtiyaçlarını; beslenme gibi barınma gibi sahip olduklarıyla olamadıklarını kıyaslayabilen, villalarla gecekonduları, 2+1’lerle 3+1’leri kıyaslayabilen bir varlıktır. Hatta çok ilginçtir fikir sahibi olmadığı konuları kıyaslama hatasını yapanda yine insandır.

Peki, insan sahip olduğu ile olmadığını kıyaslarken sahip olduklarına ait olup olmadığını hesaba katar mı? Yani mesela seçtiği mesleği diğer mesleklerle kıyaslarken hangisine ait olduğunu bilebilir mi? Daha önce bir mesleği varsa eğer onunla kıyaslar elbette ve bizatihi yöneten gizli güçleri tecrübesiyle karar verir.

Peki, öğrenci nasıl karar verir? Kıyaslayarak yani birini diğerlerinden daha çok beğenerek. Kıyas yapmak tamamen sonradan öğrenilen bir şey midir? Yoksa içimizde var mıdır dünyaya geldiğimiz ilk günden beri? Bu kıyas işlemi nasıl başlamış olursa olsun mekanizmasında bir kıstas olmak zorundadır. Kıstasları seçen biz miyiz?

Yoksa bu koca çarklı sistemde yaptıklarımız farkında olmadan bizim kıstaslarımızı belirler mi dersiniz! Dünyayı yöneten gizli güçler ve şu hepimizin bildiği üst aklı bir kenara koyalım şimdi. Seçilen kıstaslar yapılan kıyasın sonucunu belirler. İnsan neden kıyaslar ki? İnsan evvela kendi içini mukayese eder yine kendi içiyle. Duygularını kıyaslar, düşüncelerini kıyaslar. Mutlu olduğu anların içinden “en”leri seçer. Okullarda yıllık defterler yapılırken enler seçilir. En başarılı kişi zaten okulun birincisidir. Peki, en yaramaz seçilene ne olur?

İnsan kıyastır elbet ama bu mukayesenin sonucu asla dogmatik olmaz hiçbir konuda. Oluş ve bozuluş eksenindeki yolcular yani dünyadaki insanlar ne isterlerse kıyaslasınlar eninde sonunda ancak kendilerine göre iyi olanı ve her bir kıyasta en fayda verenini seçerler. İnsan bu kıstasa mahkûmdur çünkü kendisine zarar vereni bile isteğe seçerse bu seçimin bedelini er ya da geç öder. Yaşamda seçtiklerimiz, tercih ettiklerimizdir ve kötü seçimler yapmak için bu dünya fazla fanidir. Her saniyesine kendimiz yazıp kendimiz oynayıp kendimiz kurgulayıp ilerletiriz hayat filmine. Bunca lafın kısası seçtiklerimize ait bir hayattır yaşadıklarımız. Oturup uzun uzun düşünmek gerekir tüm seçimleri ama “zaman” armağan edilmiştir insanoğluna. Her şey üç boyutlu yer, mekân ve zaman çemberinde olur. Uzay geometrisinde bir nokta düşünelim (3,-5,9). Bu nokta bugün yaptığım bir seçim olsun mesela. Yarın da bir başka nokta seçeceğim, ertesi gün de bir başka nokta. Seçimlerimize aitsem eğer tüm bu noktaların toplamı ‘ben’ mi eder?

Yer, zaman, mekân… Yer ve mekân hareketimiz dâhilinde değişir. Boş bir araziye koca bir külliye de yapabiliriz. Ya da bir alışveriş merkezi de yapabiliriz. Milyonlarca insan her gün seçimler yapar. Tüm bu seçimlerin tamamı nedir? Tekrar soruyorum, toplamı ben mi eder? Yoksa ait olduğum şey bu toplam mıdır? Denize âşık biri için dünyadaki tüm deniz kıyıları aynı mıdır? Hiç sanmam. Onu denize âşık kılan ait olduğu kıyılardaki alışkanlıklarıdır. İnsan çoğu zaman yaptığı tanımlamalarını ya da seçimlerinin tanımını tam olarak bilmez, bilemez. Bu doğası gereği sahip olduğu bir durumdur. Keşke kelimesinin vatanı da burasıdır. Bazıları için hayatta keşke denilen küçük anlar, bazıları içinse boğuldukları keşke cehennemleri vardır. Küçük olsun büyük olsun keşkeler insana zarar verir. Yaptığımız seçimlerin ruhumuza ait olmadığını anladığımızda keşke diyoruzdur belki de. Keşke yapmasaydım denilen şeylerin çoğu insanın yaptığı o eyleme ait değildir. Bir eyleme ait olduğumuza dair olan hisler ile pişman olduğumuz eylemler kıyaslanmış ve keşke yapmasaydım denmişse eğer bu durum ait olduğun yeri, şeyi bilmektir. Uzun vadede pişmanlığın hakiki sebebini fark edebilmek bu yönden düşünüldüğünde çok yararlıdır. Yaptığımız seçimler ve bu seçimlerin bütünlüğü hayatımızda bir yerin sahibi olamaz. Çünkü bunlar hareket dâhilinde değişir. Geriye zaman kalır.

Zaman; elimde kalem aklımdan geçenleri kâğıda döken beni ve aynı anda zindanlarda istismar edilen bir başka canlı bedeni kapsayan yaratıktır. Zamanın içinde bizim gibi hapsolmuş bir diğer canlı ışıktır. Zamana ait olduğumuz konusunda bana pek çok kişinin katılacağını düşünüyorum çünkü dünyadaki varlığımız zamanla ölçülmekte. Peki, başka neye aitiz biz? Zamana ait olduğumuzu fark etmeden de yaşamıyor muyuz zaten hepimiz? Öyleyse ait olmak önemli değil mi? İnsanlar birbirleri ile tanışırlarken ait oldukları işi, okulu, ait oldukları fikri söylerler. Bazılarımız ait oldukları markaları söyler, bazen kıyafetler konuşur insanın ait olduğu yeri söylemek için. Gerçekte onların bize ait eşyalar olmaları gerekir aslında. Bazen roller değişir ama bu aidiyet mevzusu hep olagelmiştir. İnsan neye ait olmalı düşünür mü? Düşünürse bulur mu cevabı? Maddelerin cevherleri ve arazları vardır. Örneğin melekler. İslâm inancına göre nurdan yaratılmışlardır. Bu onların cevheridir. Meleklerin özellikleri de onların arazlarıdır. Cevher değişmez arazlarsa değişkenlik gösterebilir.

İnsanın arazları say say bitmez, dünyada milyarlarca insan var hepsinin cevheri birdir. Bu cevher insanın ilk yaratıldığı hâlidir. İnsan neye aittir sorusuna verilebilecek cevap insanın kendi cevherine ait olduğudur kanaatimce.

Hüma dergisi

21. sayı, 2023 / Mayıs-Haziran

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu