Yaşam

Medine’de Ravza-i Mutahhara’ya Saraydan Gönderilen Kumaşlar: Örtüler, Perdeler, Kuşaklar, Levhalar

İslamiyet’ten önce Mekke halkının büyük şenliklerle Kâbe’ye örtü örttüğü bilinmektedir. Bu ritüel İslamiyet’in kabulünden sonra da devam etti. Mekke’de Kâbe’nin dış örtüsü (Kisve-i şerif) ve iç örtülerinin değiştirilmesi her yıl hac mevsiminde yerine getirilirdi. Haremeyn-i Şerifeyn, Hz. Muhammed’in vefatından sonra dört halife tarafından yönetilmiş, halifelik daha sonra Emevi, Abbasi, Fatimi, Mısır gibi ülke yöneticilerine geçmiştir. Kâbe örtüleri her yıl halife olan ülke yöneticisi tarafından gönderilmeye devam etmiştir. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in Mısır üzerine yaptığı Ridaniye Savaşı’nı (1517) kazanmasıyla Osmanlılara geçen halifelik ve örtü gönderme, Birinci Cihan Harbi’nin sonuna kadar Osmanlılarda kalmıştır.

Bu süre içinde yaklaşık dört yüz yıl gibi bir süreçte, Osmanlılar Kâbe’ye örtü gönderdikleri gibi Medine’de Hz. Muhammed’in türbesi Ravza-i Mutahhara ve ona bitişik Mescid-i Nebevi kapılarına da örtüler göndermiştir. Kâbe örtüleri her yıl yenilendiği halde, Ravza-i Mutahhara örtülerinin eskidikçe yenilendiği anlaşılmaktadır.

Kâbe’ye ve diğer kutsal yerlere yeni örtüler giydirilince eskileri parçalara ayrılıp hatıra olarak hacılara dağıtılırdı. Bu adet, Hz. Muhammed’in son eşi Hz. Ayşe’nin; “…sen o örtüleri satıp Allah yolundaki fakirlere ve yolculara sarf et” sözlerinden sonra yerleşmiştir. Örtülerden işlemeli olanlar ise Kâbe sorumlusuna ve diğer görevlilere verilirdi. Kâbe’nin siyah kisvesi, kırmızı, yeşil zeminli, zigzag hatlar içinde yazı dokumalı ipekli iç örtüleri, perdelerinden kesilen parçalar bugün hala eski hacıların evlerinde bulunur. İşlemeli olanlar ise maalesef altınlarından istifade etmek için sökülür ve eritilirdi. Gerek işlemeli parçalar gerek siyah ve renkli kisvelerin artan kısımları ise İstanbul’a geri getirilir ve sarayda özenle muhafaza edilirdi. Ravza-i Mutahhara’nın örtüleri ve perdeleri de bütün ve parçalara ayrılmış olarak sarayda saklanmıştır.

Ravza-i Mutahhara örtüleri

Kâbe-i şerif dış örtüsünün siyah, iç örtülerinin kırmızı olmasına karşın, Ravza-i Mutahhara (Hz. Muhammed’in türbesi), Mescid-i Nebi kapı perdeleri, Hz. Muhammed’in ve diğer peygamberler ile din büyüklerinin türbelerinin örtüleri yeşil zemin üzerine krem renkli, yazı-zigzag desenli kumaşlardı. Bu kumaşların üzerinde kullanıldığı yere ve kişiye göre değişik ayet ve hadislere yer verildiği görülür. Siyah renkli Kisve-i Şerif’de nasıl “Allah’ın birliği ve büyüklüğü”, kırmızı zeminlilerde; “Allah, Kıble ve Kâbe” ile ilgili ayetler yer almışsa, yeşil zeminliler üzerinde de; “Hz. Muhammed’in vasıfları, onun peygamberlerin en şereflisi” olduğu anlamında ayetler ve dualar dokunmuştur.

Yeşil zeminli kumaşlardan, Mescid-i Nebi ve Ravza-i Mutahhara’nın kapılarına perde yapılıyordu. Bunların ortalarında işlemeli, kitabeli panolar yer alıyordu. Bu panolar sayesinde perde kumaşlarını tarihlemek mümkün olmuştur. Bu kumaşların erken örnekleri; nefti yeşil zemin üzerine, krem rengiyle yazı ve zigzag desenli, zigzagların tepelerini, yaprakları üç kademeli, zarif palmetlerin taçlandırdığı, ince kırmızı renkle konturlanmış, çok kaliteli dokumalardır. Üzerindeki yazılar; Kelime-i Tevhid ile ince yazı bantlarında tekrarlanan dört halifenin adı ile diğer ilk Müslümanlardır. 16. yüzyıla ait olan bu kumaşlar, zigzag tepelerini armut şekilli madalyonların süslediği, örneklerle devam etmiştir. Daha sonra zigzagların tepelerindeki şekillerin kalkıp, yazıların arttığı, düz zigzaglı kumaşlar takip eder. Kemha denilen takviye atkılı teknikte dokunmuş bu kumaşların, 17. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar devam eden örnekleri vardır. Yeşil zemin üzerine, krem ve kırmızı rengin kullanıldığı bu kumaşlarda, dördüncü renk olarak kılaptan, (ipek iplik üzerine sarılmış altınlı telle zenginleşmiş iplik) kullanılmıştır. Kılaptan kullanımı, dokumanın değerini arttırır. Bu grubun, 19. yüzyılın sonuna kadar gelen örneklerinde, dokumanın kabalaştığı, kılaptan tellerinin çok seyrek sarıldığı, kumaş eninin 78.5 cm.’ye kadar çıktığı gözlenir.

Bunların dışında; sarıya yakın yeşil zeminleri, zigzag diplerinde, küçük bir çiçekli dalla bezeli ve tarihli olanlar, koyu yeşil zemin üzerine zigzaglar arasında kandil ve yuvarlak madalyonlara sahip olanlar vardır. Kandilsiz ve madalyonsuz olup; zigzagların içinde sanatlı bir şekilde “Velasiva” veya Kelime-i Tevhid yazılı olanlara da sık rastlanır. Bu kumaşlar yüzyıllar boyu yukarda anlatılan desen şemalarını devam ettirmiştir. Ancak 18. yüzyıldan sonra kumaş kalitesi bozulmaya başlamış, dokumalar giderek kalınlaşmış kabalaşmış ve enleri genişlemiştir. Son olarak da Kâbe ve Ravza-i Mutahhara kumaşları 1844’de kurulan ve saray için üretim yapan Hereke Fabrikası’nda, jakar tekniğinde dokunmuştur.

Ravza-i Mutahhara perdeleri

Topkapı Sarayı’nda Ravza-ı Mutahhara’ya ait olarak gösterilen iki ayrı grup perde bulunmaktadır. Bu perdeler yukarıdaki kumaşlardan olup ortalarına tespit edilmiş kırmızı panolar üzerine kitâbe işlemelidir. Birinci grup perdeler; erken örnekler olup, geleneksel bezeme motiflerine ve işleme tekniklerine sahiptir. Yedi adet olan bu perdelerin en erkeni, Sultan Mehmet III (1595- 1603) adını taşır, tarihsizdir. Son örneği III. Ahmet (1703-1718) adını ve H.1131/ M.1718 tarihini taşır.

İkinci grubu, yeşil atlas zemin üzerine, sarı ve beyaz telle işlenmiş, Batı tarzı bezeme elemanlarının (girland, fiyonk, kurdele, defne çelengi vs.) kullanıldığı yeni tip perdeler oluşturur. Bunların sayısı otuz beş civarındadır. Bunların bir grubu tarihsiz olup; II. Mahmud (1808-1839) tuğralıdır. Diğer grup tarihsiz ve tuğrasızdır. Tuğrasız olan perde grubu ise Abdülaziz’in (1861-1876), tahta çıkışının ertesi yılında H.1278/M.1861-62 yılında gitmiş olmalıdır. Perdeler tarihsiz olmasına rağmen, bu tarihi taşıyan Ravza-ı Mutahhara kuşağı ve kabir levhalarıyla, aynı bordüre ve terzilik malzemesine sahip olması, perdelerin de aynı tarihte gittiği görüşünü güçlendirir.

Her iki grup da envantere “Ravza-i Mutahhara perdeleri” genel başlığı altında kaydedilmiştir. Ancak üzerlerine işlenen kapı isimlerinden, arkalarına iliştirilmiş kağıt ve bez etiketlerden, hangi kapılar için hazırlandıkları tespit edilebilmiştir. Bunlar Ravza-i Mutahhara’nın avlusuna giriş kapılarına, avludaki mihraplara, türbeye giriş kapılarına, türbenin içindeki muhtelif yerlere ve özellikle hücre-i şerifin etrafını çeviren metal şebekeyi örten, etiketlerine sıra numarası yazılı, on yedi perdedir. Perdeler üzerindeki ayetler kapı isimlerinin anlamına uygun olarak seçilmiştir.

Ravza-i Mutahhara perdeleri de Kâbe örtüleri gibi yenilenmiş, geri gelenlerin çoğu bütün olarak saklanmış, bazıları da parçalara ayrılmıştır. Kalan parçalardan yazı işlemeli olanların, yuvarlak veya dikdörtgen çerçevelerinden dikkatle kesilerek çıkarıldığı görülmektedir. Bunlar levha haline getirilerek, çeşitli yerlerde kullanılmıştır.

Ravza-i Mutahhara kuşakları

Ravza-i Mutahhara kuşakları, kırmızı atlas üzerine sarı ve beyaz tel ile işlemelidir. Bunlar Kabe kuşaklarının aksine uzun tek bir parçadır. Esas zemin üç bölüme ayrılmış olup en uzun olan ilk bölümde; el-Feth suresi, 1. ayetten 7. ayetin sonuna kadar işlenir. Bazen 14. ayetin, bazen 27, ayetin sonuna kadar işlendiği olmuştur. Başlangıç, ara ve son bölmeler önceleri basit konturlu dolgu motifleriyle, sonraları sütunlu, gösterişli motiflerle belirtilmiştir.

İkinci bölüm, kitabeye ayrılmıştır. Kitabe; iki bölüm halinde, gösterişli bir çerçeve içindedir. Çoğunlukla sultan ismi ve tarih olarak, bazen tuğra halinde yer alır. Saray koleksiyonundaki son Ravza-i Mutahhara kuşağı Abdülaziz adını ve H.1278/M.1861 tarihini taşır. Bu kuşaklar içinde II. Mahmud’un kuşağı, özel bir öneme sahiptir. Çünkü ünlü bir hattat olan sultan, kuşağın yazısını yazmış ve kitâbede Padişahın adı hattat olarak kaydedilmiştir.

Ravza-i Mutahhara levhaları

Topkapı Sarayı Koleksiyonu’nda çok sayıda ve değişik şekillerde işlemeli levhalar bulunur. Bunlar Ravza-i Mutahhara’da yatan Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in isimlerini taşıyan, takım halinde hazırlanmış kabir levhaları olup; 18. yüzyıldan sonraya aittir. Bazı takımlarda Hz. Fatima’nın isminin yazılı olduğu levhalar da bulunur. Şekilleri bakımından dikdörtgen, armut şekilli, basık daire şeklinde ortadan boğumlu olarak gruplanırlar. Levhaların çoğu dikdörtgen şeklinde olup; bazıları tarih ve isim taşırlar. Bunlar Ravza’ya giden kapı perdeleri ve kuşaklarla takım olarak gönderilmiştir. Dikdörtgen levha takımlarının en erkeni, III. Selim adını ve H.1206 / M.1792 tarihini taşıyan kuşakla takım oluşturan, Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer isimlerinin yazılı olduğu levhalardır. Dikdörtgen levhaların ikinci takımı; ketebesini II. Mahmud’un yazdığı, H.1229/ M.1813 tarihli kendi kuşağıyla takım oluşturan gruptur. Bu grup; biri, yeşil atlas, diğeri, kırmızı atlas üzerine “Kelime-i Tevhid” işlemeli iki büyük levha ile, daha küçük üç levhadan oluşur Küçük levhalardan biri Hz. Muhammed adını taşıyıp, II. Mahmud künyeli ve H.1228/ M.1812 tarihlidir. Diğerleri, Ebubekir ve Ömer adını taşır. Dikdörtgen levhaların üçüncü takımını, Abdülaziz adını ve H.1278/M.1861 tarihini taşıyan kuşakla takım oluşturan tarçın renkliler teşkil eder. Hz. Muhammed, Ebubekir, Ömer adının yazılı olduğu dikdörtgen parçalar ile, bordür, yazı karakteri, terzilik malzemeleri bakımından benzemektedir. Bu benzerliğe dayanarak, perdelerin de Abdülaziz’in cülusunun 2. yılında, H.1278 / M.1861’de, gönderildiğini söylemek mümkün olmuştur. Dikdörtgen levhaların dördüncü takımı; koyu kırmızı zeminli olup, üç parçadan oluşur. Hz. Muhammed adına yazılan levha II. Abdülhamid (1876-1909) kitâbelidir. Levhalardan diğeri Ebubekir ve Ömer’e aittir. Levhaların bir grubunu; değişik form gösteren işlemeli levhalar oluşturur. Bunlardan ikisi kare şeklinde olup Hz. Muhammed’in adının yazılı olduğu levhalardır.

Sonuç olarak

Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonlarında bulunan Hz. Muhammed’in türbesine ve yanındaki Mescid-i Nebevî’ye ait örtüler zengin bir birikimdir. Bu koleksiyon sayesinde dini örtülerin gerek teknik, gerek desen şeması bakımından geçirdiği değişimleri dört yüz yıllık bir süreçte izlemek mümkün olmaktadır. Bunun yanı sıra hiçbir Müslüman ülkenin saklamadığı bu örtüleri Osmanlıların saklaması, sarayın ve halkın Kâbe’ye ve Hz. Muhammed’e gösterdiği saygı ve sevginin bir ifadesidir.

Hülya Tezcan

Kültür dergisi, Sayı: 3

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu