Yaşam

Aşk-ı Memnu kitap özeti

Giriş

“Yasak Aşk” anlamına gelen “Aşk-ı Memnu”, Halit Ziya Uşaklıgil’in en popüler eserlerinden biri olup hem dili hem de konusu bakımından farklılık arz etmektedir. Sıra dışı bir aile ortamının ve üyelerinin arasındaki ilişkilerin açıkça anlatıldığı romanda, her birey kendisini defalarca sorgulamaktadır. Zenginlik ve şöhret düşkünlüğünün ele alındığı kitapta, Batılı yaşama özenme konusu net bir şekilde anlatılmaktadır. Bir tarafta “Melih Bey takımı” adıyla ünlenmiş bir anne ve kızları, diğer tarafta gerçek aşkı tatmış bir adam ve ölümün soğuk yüzünü gösterdiği yarım kalmış evliliği vardır. Büyük umutlarla kurulan bir yuva, yasak bir aşkın ağırlığıyla çökmek durumunda kalmıştır.

Edebiyatımızın ilk realist romanlarından olan “Aşk-ı Memnu” uzun yıllar konuşulmuş, Halit Ziya Uşaklıgil’in en başarılı eserlerinden sayılmıştır. Yazarın kullandığı sade dil ve karakterlerin içindeki duyguyu net bir şekilde ifade edişi bu eşsiz romanı ortaya çıkarmıştır.

Kitap özetinden bölümler:

Melih Bey Takımı ve Adnan Bey

O gün; Firdevs Hanım, Peyker ve Bihter, içinde bulundukları sandalla Kalender’den dönerlerken son zamanlarda rastladıkları ve çarparcasına yakınlarından geçen Adnan Bey’in sandalını fark ettiler. Firdevs Hanım, Adnan Bey’i gözetlerken Adnan Bey; Firdevs Hanım’ın kızı Bihter’e dikkat kesilmişti. Firdevs Hanım, kocası Melih Bey’in vefatından sonra varlıklı ve şöhret sahibi biriyle evliliğin hayalini kurar, Adnan Bey’i de bütün hayallerinin gerçekleşme ihtimali olarak görür ve onu içten içe arzulardı.

Otuz yıllık evlilikleri boyunca Melih Bey takımının ünlenmesinde Firdevs Hanım’ın etkisi oldukça fazlaydı. Kırk beş yaşında olmasına rağmen yıllara meydan okuyan güzelliğinin şöhreti, İstanbul sosyetesinin gündemindeydi. Kızları; Peyker (yirmi beş) ve Bihter’in (yirmi iki) genç ve güzel hâlleri onu çok kıskandırırdı. Peyker’in hamile olması ve bir süre sonra anneanne olacak olması da Firdevs Hanım’ı çileden çıkarıyordu. Melih Bey takımı, bütün İstanbul’da ün salmış olsa da vefatından sonra insanların Melih Bey hakkında hatırladığı pek bir şey kalmamıştı. Yalnızca Anadolu yakasındaki boğaza nazır bir yalı ve “Melih Bey Takımı” adıyla anılan kuru bir şöhretleri kalmıştı. Herhangi bir aileyle yakınlık kurduklarında o aile, artık Melih Bey takımından sayılırdı. Firdevs Hanım, henüz on sekiz yaşındayken Melih Bey’le evlenmiş, Kalender’de bulunan açık sarı boyalı yalıya güzelliğinin şöhretini de götürmüş ve o günden sonra “Melih Bey” ismi tek başına anılmaz olmuştu. Nihayet Melih Bey, yaşamına “Firdevs Hanım’ın beyi” olarak devam etmişti. Evlilikleri; Firdevs Hanım için bitmek bilmeyen eğlenceler, Melih Bey için ise her türlü masrafı karşılamaya hazır olmak demekti. Zaman geçtikçe ne para ne eğlence Firdevs Hanım’a istediği mutluluğu veremedi. Kendisini mutlu edemediği için Melih Bey’e olumsuz hisler biriktirdi. Düğünlerinden iki sene sonra Peyker, ondan üç sene sonra da Bihter doğdu. Genç yaşta iki çocuk annesi olmak Firdevs Hanım’a çok ağır geldi, Melih Bey’le kavgaları arttıkça arttı. Her kavgada Melih Bey’i evliliğiyle, anneliğiyle, kendisine olan ilgisizliğiyle daha çok suçlayarak tartışma çıkardı.

Bir gün, Firdevs Hanım evde yokken hayatlarını değiştirecek olan o hadise yaşandı. Firdevs Hanım, eve geldiğinde odasındaki bütün çekmecelerini kırılmış ve odayı parçalanmış aşk mektuplarının yerlere dağıldığı bir hâlde bulmuştu. Kocasıyla yüzleşmek için bir hışımla odadan çıktı. Kocasının odasına girdiğinde onu, gün yüzüne çıkan gerçeklerin ağırlığıyla yerde yığılmış olarak buldu. Bu olaydan bir hafta sonra da dul kaldı. Kocasının ölümünden içten içe kendisini sorumlu tutuyordu ancak kocasının ölümü dahi onu, alıştığı zevk-ü sefâ merkezli hayatından uzak tutamadı. Evlenmeden önce kurduğu hayaller tekrar canlanınca kendisini varlıklı, şöhret sahibi bir koca arayışına kaptırdı. Peyker ve Bihter’in varlığını bazen bu hayallerinin önünde potansiyel bir tehlike olarak görüyor, onların gençliği ve güzelliğinden zaman zaman rahatsız oluyordu. Bitmeyen eğlencelerin yanı sıra Melih Bey takımının en büyük düşkünlüğü; çok şık ve modaya uygun giyinmekti. Her giydikleri kıyafet, büyük ilgi görür; hemen her gün alışverişe çıkarak yeni kıyafetler alır, en olmayacak parçaları birbirine uydururlardı. Firdevs Hanım, Peyker ve Bihter birbirlerinin giyimleri üzerine uzun uzun sohbet ederlerdi.

Alışverişten döndükleri bir gün, Peyker; kocası Nihat Bey’in kapıda onları beklediğini gördü. Sabırsızlıkla içeri girdikten sonra Nihat Bey, Adnan Bey’in Bihter’le evlenme isteğinde bulunduğunu ve kendisi aracılığıyla Firdevs Hanım’a bu isteğini bildirmesini rica etmişti. Firdevs Hanım, bir yanlış anlaşılma neticesinde bu kararın verilip verilmediğini ve asıl kastının kendisiyle evlenmek olup olmadığını sorgulamamak için kendisini çok zor tutmuştu. Üzerindeki ilk şoku atlattıktan sonra Adnan Bey’e karşı büyük bir düşmanlık hissetti. Kendisinden bir hayli küçük olan Bihter’e duyduğu ilgi karşısında Adnan Bey’i içten içe ayıpladı. Nihat Bey’in söylediklerini ciddiye almamış gibi yaparak konuyu kapattı. Nihat Bey, Adnan Bey’in küçük çocuğu Bülent’in bu seneden itibaren yatılı okula gideceğini, büyük olan Nihal’in ise birkaç sene sonra zaten evleneceğini söyleyerek koca yalının Bihter’e kalacağını açık bir şekilde ifade etti. Son bilgiler ışığında Bihter, odasına çekilerek duyduklarını sindirmeye çalıştı; aklında kalan tek şey, görkemli yalının tek sahibi olabilme fikriydi. Adnan Bey’i zihninde canlandırdı; istediği her şeye sahip olabileceği kadar zengin olan bu adam, elli yaşında olmasına rağmen her zaman bakımlı ve gayet hoş biriydi. Adnan Bey’le evlenmek demek; Boğaziçi’nin en görkemli yalısının sahibi olmak ve yalının içindeki bütün lüks marka eşyaların yanı sıra kendisinin alacağı modern eşyalarla yalıyı baştanbaşa donatmak demekti. Bihter, bütün bunlara sahip olabilme içgüdüsü bir yana babasının ölümünden sorumlu tuttuğu annesinden intikam almak için yanıp tutuşuyordu. Bu teklif; Adnan Bey’e olan ilgisini açıkça belli eden annesinden intikam alabilmek için bulunmaz bir fırsattı. Her ne olursa olsun bu evliliği yapacaktı. Akşam yemeğinden sonra annesiyle konuşmak için yanına gitti. Ciddi bir kavga sonucu Bihter’in evlenme amacını az çok belli etmesiyle Firdevs Hanım, kızına çok sert bir tokat attı. O günden sonra anne-kızın arası eskisi gibi olmayacak ama Bihter; istediği evliliğe, para ve şöhrete kavuşacaktı.

Adnan Bey, dört sene önce karısını kaybetmiş, bu süre zarfında çocuklarına hem annelik hem babalık etmişti. Küçükken onların her şeyiyle ilgilenmek kolay olsa da büyüdüklerinde ikisinin de yuvadan uçup gideceğini düşünmek, onu üzmekteydi. Adnan Bey, çocuklarının annesiyle severek evlenmiş ve on altı yıl evli kalmıştı. Ancak karısı, evli kaldıkları süre boyunca çeşitli hastalıklara yakalanmış, en sonunda da vefat etmişti. Şimdi Bihter gibi genç ve güzel bir hanımın izdivacına talip olmuş, bu izdivacı çocuklarına nasıl açıklayacağını ise bir türlü bulamamıştı. Bihter’in olumlu cevap vereceğinden ve Bülent’in bu evliliğe karşı çıkmayacağından emindi. Onu asıl korkutan; Nihal’in vereceği tepkiydi. Bu işi tek başına üstlenmek yerine çocukların bakıcılarını araya sokmaya karar verdi. Nihal, annesine fazlasıyla bağlı bir çocuktu. Annesinin hastalığı boyunca bütün sürece tanık olmuş, zor bir çocukluk geçirmişti. Annesini kaybettikten sonra huysuzluğu ve hassasiyeti çok artmış olup olmadık şeylere sürekli ağlamaya başlamıştı. Ayrıca Nihal’in bir sinir hastalığı vardı, olağanüstü bir durum yaşayınca baygınlık geçirmekteydi. Bu baygınlık zamanlarında babası, yanı başından bir an olsun ayrılmazdı. Nihal’in babasına olan bağlılığı, herkesten fazlaydı.

Bir öğleden sonra çocuklar ve bakıcıları ve Matmazel de Courton gezmeden döndüklerinde Adnan Bey Matmazel’i odasına çağırdı ve ondan yardım istedi. Daha sonra akşam yemeğine oturdular, sofrada Adnan Bey’in yeğeni Behlül dışında kimse konuşmuyordu. Nihal, babasının hâlinde bir tuhaflık olduğunu anlamıştı. Matmazel de Courton’la ne konuştuklarını bilmiyordu ancak birbirlerine bakışlarından şüphelenmemesi mümkün değildi. Yemek yemeye çalıştı ama lokmalar ağzında büyüdü. Daha fazla dayanamadı ve hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Ertesi gün, babasının çalışma odasına gitti ve babasına “onu şimdi nasıl seviyorsa yine öyle sevmeye devam edip etmeyeceğini” sordu ve cevabını aldı. Öyleyse evlenmesinde bir sakınca yoktu, Bihter yalıya gelebilirdi. Matmazel de Courton’un yaptığı konuşma, etkisini göstermişti.

Matmazel de Courton ve Çocuklar

Matmazel de Courton, bakıcılık için işe alındığında Nihal henüz dört yaşındaydı. Nihal’in uzun sarı kirpiklerinin ardından parlayan masmavi gözleri ve yüzünde sürekli bir tebessümle ona bakması, Matmazel de Courton’ın işi kabul etmesinin en önemli nedeniydi. Ertesi gün, evdeki herkesle arkadaş olmuştu. Türkçe anlamamasına rağmen yalnızca gülüşerek ve bakışarak anlaşmışlardı. Şakire Hanımla Şayeste ve Nesrin’le kaynaşmış, henüz yeni yürümeye başlayan Cemile’yi kucağına almış; Beşir’in çenesini okşamıştı. Adnan Bey’in terbiyesinden ve ona karşı olan inceliğinden çok etkilenmişti. Behlül için ise ilk görüşte pek bir şey hissedememişti. Matmazel, evde en son Nihal’in annesini tanımıştı. O sıralarda, Nihal’in annesi hasta ve Bülent’e hamileydi. Hastalığı oldukça ilerlediği için sürekli odasında yatıyordu. Eve gelmesinden iki gün sonra Adnan Bey, hasta odasına çıkardı onu. Matmazel, hastayla göz göze gelir gelmez ona karşı büyük bir merhamet hissetmişti. Nihal’in annesi de iki sene boyunca gelen bakıcılardan sonra saflığı yüzüne vurmuş bu olgun hanıma karşı yakınlık duymuştu. Daha sonra aralarındaki bu yakınlık, Adnan Bey’in tercümanlığında, çocuklarını Matmazel’e emanet etmeye kadar varacaktı. İki sene böyle geçti, o arada Bülent dünyaya geldi. Bir gün Nihal ve Matmazel, Adnan Bey’in Büyükada’da oturan halasının yanına gitmişlerdi. Nihal, on beş gün boyunca bir kere bile annesini sormamıştı. Eve döndükleri gün karşılaştığı yaşlı gözlerden sonra aklı başına geldi. Annesini görmek için ısrar etti ama artık çok geçti. O günden sonra Matmazel’in tek bir amacı vardı: Annesiz kalmış bu küçük çocuğa, annesizliğini unutturmak…

Nihal, küçüklüğünden beri dengesiz bir çocuktu. Bazen çok mutlu olurdu, evde neşe saçardı; bazen de çok umutsuz olur, içine kapanırdı. Büyüdükçe düzeleceği yerde bunların yanına şımarıklıkları eklendi. Matmazel ne kadar uğraşırsa uğraşsın ancak yarım saat imla çalışması ve zar zor piyano alıştırması yaptırır; dersleri daima kopuk kopuk işlerlerdi. Ancak nasıl oluyorsa Nihal, bu derslerden her şeyi öğrenmiş olarak çıkardı.

Annesinin hastalığında Nihal; günde bir iki kere Matmazel’in yanına gider, o koltuğunda otururken ortalığı birbirine katardı. Annesinin ona bir kardeş doğuracağını duyduğunda çok sevinmiş, bir an önce dünyaya gelmesini beklemişti. Ancak kardeşi Bülent doğduktan sonra Nihal, bambaşka huylar edindi. Annesinin yanından bir an ayrılmayarak onun Bülent’i kucağına almasına bile izin vermez oldu. Bu o derece bir kıskançlıktı ki bebeği annesinden ayırıp Şakire Hanım’ın odasına taşıdılar. Nihal’den gizleyerek annesinin yanına götürmeye başladılar. Daha sonraları Bülent, Şakire Hanım’ın yanından alınarak Matmazel’in bakıcılığına verilecekti; Nihal’in sorun çıkarmaması için Bülent’i kendisine vereceklerini ve her şeyiyle onun ilgileneceğini söylediler. Nihal o günden sonra rahatlayarak Bülent’in bütün sorumluluğunu üzerine aldı. Aslında herkesi Bülent’ten değil, Bülent’i herkesten kıskanıyor, başkalarıyla onun arasına kendisini koyarak onu yakınında tutmak istiyordu.

Bütün yatak odaları, yalının en üst katında bulunurdu. Adnan Bey’in odasının yanında çocukların odası, onların yanında da Matmazel’in odası bulunurdu. Koridorun en sonunda çocuklara ait bir çalışma odası vardı. Nihal ve Bülent vakitlerinin çoğunu bu odada geçirirlerdi. Bülent’in yalının hiçbir yerine zarar vermemesi karşılığında bu odada istediğini yapabilme izni vardı. Matmazel, Bülent’le ilgilenirken Nihal’in piyano çalması, dikiş yapması ve Matematik çalışması kararlaştırılmıştı. Ancak Nihal, bir işe yarım saatten fazla konsantre olamadığından canı ne zaman, ne isterse onu yapardı. Nihal’in hiçbir işe kendisini tam vermeden her şeyi öğreniyor olması, Matmazel’i artık şaşırtmıyordu ancak piyano çalma konusundaki gelişimi, onu hayretler içinde bırakıyordu. Nihal’in yapmaktan en hoşlandığı şeyler arasında, Şakire Hanım’ın mutfağında onunla beraber yemek yapmak vardı. Şakire Hanım’dan yemek istenildiği zaman Nihal de mutlaka yardım etmek için yanına giderdi.

Matmazel, Adnan Bey’in kendisini görmek istediğini duyunca altı senedir ilk kez böyle bir istekle karşı karşıya kaldığı için şüphelenmişti. Yanına gittiğinde ise duyduklarına inanamadı; ağzı açık kaldı. Adnan Bey’le aralarında bulunan çalışan işveren ilişkisine rağmen kendini tutamamış kendisiyle dalga geçip geçmediğini sormak durumunda kalmıştı. Adnan Bey’in oldukça ciddi olduğunu gördükten sonra düşündüğü tek şey; Nihal’in vereceği tepki oldu: “Bu Nihal’i öldürür.” Adnan Bey, durumu Nihal’e açıklamak için kendisinden yardım istiyordu. Böyle bir şeyi Nihal’e kendisi açıklayamazdı. Fakat o gece mutlaka Nihal’le konuşmalıydı. Matmazel, Nihal’e; eve bir kadının geleceğinden, onlarla beraber yemek yiyeceğinden, onun da kendisine ait bir odası olacağından ve kendisini çok seveceğinden bahsetti. Nihal aklına gelen bütün soruları sordu. Matmazel, babasının kendisinden bir cevap beklediğini söyledi. Nihal, o gece düşünmüş ve tepki olarak babasıyla aralarında bulunan kapıyı seneler sonra ilk defa kapatmıştı.

Ertesi gün salonda Behlül’ü otururken buldu. Araları en son bozuk olsa da gündemdeki olay yüzünden bunu unutmuş, Behlül’le sohbet etmeye başlamıştı. Bu iki kardeş çocuklarının arası, hiçbir zaman uzun süreli iyi kalmazdı. Nihal, konuyu dönüp dolaştırıp babasının evlenme arzusuna getirdi. Behlül’e, durumdan haberdar olup olmadığını sordu. Nihal elbette Behlül’ün haberi olduğunu düşünmüştü. Behlül, amcasının evlenmesinin büyütülecek bir şey olduğunu düşünmüyordu. Bu eve, bir kadın eli değmesi gerektiğini, Nihal’in büyümesinde ve genç kızlığa geçişinde bu kadının çok etkili olacağını açıklamaya başlamıştı. Nihal, en azından bu konuda Behlül’ün yanında olacağını düşünmüştü, ancak yanılmıştı.

Behlül

Behlül, Galatasaray’da yatılı olarak okumaktaydı. Haftada bir gün amcasına gider, orada kalırdı. Babası İstanbul’dan çok uzakta memurluk yapmaktaydı, babasının yanına gitmektense İstanbul hayatı hakkında her gün yeni şeyler öğrenmeyi tercih etmişti. Hayat, Behlül için bütünüyle bir eğlenceden ibaretti. Hayatında yapmayı en sevdiği şey; eğlenmekti. Bütün eğlence mekânlarını bilir, sabahlara kadar gezer, dolaşırdı. Eğlenmenin yanı sıra Behlül’ün bir özelliği daha vardı; onun için dış görünüş çok önemliydi; giyim kuşamına dikkat ederdi. Öte yandan yaşanan hadiseler karşısında, en beklenmedik tepkileri verirdi. Amcasının Firdevs Hanım’ın kızını kendisine “yenge” olarak getireceğini öğrendiğinde zaten böyle bir şeyi beklediğini söylemişti. Nihal’le konuşmalarından sonra kendi kendine düşündüğünde ise bunun Nihal için pek de kolay olmayacağını kavramıştı. Behlül, aralarındaki sekiz yaş farkı nedeniyle Nihal’e bir abi gibi davranır, onun yaptığı çocuklukları azarlar, şımarık bir çocuk olduğunu söyleyerek onu kızdırmaktan büyük zevk alırdı. Bugün konuştukları konudan sonra Nihal’in ne kadar üzüldüğünü görmüş, içinde ona karşı bir merhamet duymuştu. Önünde sonunda Nihal’in de alışacağını düşünmüştü. Demek ki artık onlar da Melih Bey takımıyla ilişki kuruyorlardı.

Sonuç

Halit Ziya Uşaklıgil’in bu klasik eserinde; insanın hayatında para, şöhret, mücevher gibi detayların ve tek ihtiyaç gibi görülen özenti hayatın aslında ne kadar anlamsız olduğu net bir şekilde anlatılmıştır. Paranın her kapıyı açacağının zannedildiği ve tek mutluluk kaynağı olduğuna inanan insanlığın, her şeye sahip olabileceğini düşünüp aslında hiçbir şeye sahip olamadığı gösterilmiştir. Paranın çekiciliğine aldanıp istemediği bir evlilik yapmak zorunda kalmış genç bir kadının, seneler sonra bu aşksız evliliğine üçüncü bir kişi girmiş; aradığı mutluluğu ve aşkı yasak da olsa bulduğunu düşünmüştür. Mutsuz evliliğine bir de ihanet eklenmiş, geriye sonu intiharla biten bir hayat kalmıştır. Aradığı aşkı ne evliliğinde ne yasak aşkında bulmuş olan bu kadın, annesi gibi onursuz bir hayat sürdürmeye katlanamayacağını bildiği için intiharı seçmiştir. “Olmak istemediği şey”den kaçarken yaptığı hatalar yüzünden “kaçtığı kişi olmak” zorunda kalmıştır.

Kitap; gerek kurgusu gerekse edebî donanımıyla Türk edebiyatının kült eserleri arasına girmeyi ve toplumsal hafızamızda silinmez izler bırakmayı başarmıştır.


Devamını okumak ve dinlemek için HAP KİTAP uygulamasını ücretsiz indirebilirsiniz.

 

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu