Yaşam

Özel söyleşi: Etiyopya’da neler oluyor?

İsmail Mansur Özdemir, USSAP Başkanı ve sosyolog olarak, Etiyopya’nın güncel durumunu ve etnik çatışmaların ülkedeki etkilerini değerlendiriyor. Gazeteci ve Afrika uzmanı olan İbrahim Tığlı, Etiyopya hükümetinin Müslümanlara yönelik tutumunu ve Addis Ababa’daki cami yıkımlarının sebeplerini ve etkilerini tartışıyor. Mustafa Uzun, araştırmacı yazar ve Afrika uzmanı olarak, ülkenin dört bir yanında gerçekleşen cami yıkımlarına itiraz eden Müslümanlara yönelik artan şiddeti analiz ediyor.

Dr. Abdurrahman Habeşi ve Dr. Adil Abdülkadir, Etiyopyalı insan hakları savunucuları olarak, hükümetin Müslümanlara ve diğer gruplara yönelik tutumunu eleştiriyor ve bu konuda ne yapılması gerektiği üzerine öneriler sunuyor. Dr. Muhammed Yakup Diredavai ise Etiyopyalı insan hakları savunucusu olarak, son Cuma namazında yaşanan şiddet olayları ve sniperlarla gerçekleşen infazlar hakkında düşüncelerini paylaşıyor ve bu konuda çözüm önerileri sunuyor.

Bu söyleşi, Etiyopya’daki karmaşık durumu anlamak ve ülkedeki sorunlara çözüm bulmak adına değerli bir kaynak olacak. Bu altı uzmanın derin bilgisi ve deneyimleri, Etiyopya’da yaşanan olayları daha iyi anlamamıza yardımcı olacak.

Moderatör: Etiyopya Hükümetinin son dönemde Müslümanlara yönelik tutumunu ve özellikle Addis Ababa ve çevresindeki cami yıkımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Abdurrahman Habeşi: Etiyopya Hükümeti’nin Müslümanlara yönelik tutumu son derece endişe vericidir. Müslümanlara yönelik şiddet eylemleri ve cami yıkımları, inanç özgürlüğüne aykırıdır ve toplumsal barışı tehlikeye atar. Hükümetin, bu tür saldırıları önlemek ve sorumluları adalet önüne çıkarmak için etkili bir şekilde harekete geçmesi gerekmektedir. Ayrıca Müslüman toplumunun endişelerini dikkate almak ve onları kucaklayıcı bir yaklaşımla desteklemek önemlidir.

Adil Abdülkadir: Müslümanlara yönelik şiddet ve cami yıkımları, ülkedeki dinler arası ilişkileri ve toplumsal barışı derinden etkilemektedir. Hükümetin bu konuda Müslüman toplumunun haklarını koruma konusunda net bir tutum sergilemesi gerekmektedir. Ayrıca halk arasında hoşgörü, anlayış ve diyalogun teşvik edilmesi önemlidir. Bu şekilde, toplumda daha fazla birlik ve dayanışma sağlanabilir.

Muhammed Yakup Diredavai: Müslümanlara yönelik şiddet ve cami yıkımları, ülkedeki dinler arası ilişkileri ve toplumsal barışı zedeliyor. Hükümetin bu tür olayları ciddiye alması ve sorumluları hesap vermeye çağırması gerekmektedir. Ayrıca Müslüman toplumuyla diyalog kurarak, endişelerini ve taleplerini dinlemeli ve çözüm için adımlar atmaya hazır olduğunu göstermelidir. Böylece toplumun birlik ve beraberlik içinde yaşamasını sağlamak mümkün olabilir.

Moderatör: Peki, bu etnik çatışmaları daha derinlemesine el alalım. Tigray Savaşının ardından ülkedeki durumu nasıl görüyorsunuz?

İsmail Mansur Özdemir: Etiyopya hassas bir süreçten geçiyor. Etnik temelli bir görünüm içinde olan Tigray Savaşı ile bir zamandır derin bir bölgesel kaos yaşanıyordu. Tigray Savaşı belli taraflar arasında olsa da ortaya çıkış şekli ve yarattığı etki sebebiyle geniş bir alanda zarar yarattı. TPLF tarafından yakın zamanda Tigray bölgesinde yaşanan saldırgan savaşın adeta bir rövanşı gibi savaş Müslümanların yaşadığı Wollo bölgesine taşındı. Savaşın tarafı olmayan Wollo ve Dessi Müslümanları bir anda bu savaşın mağduru oldular.

İsmail Mansur Özdemir: Kendi kimlik özellikleri yanında medreseleri ile meşhur olan Wollo bölgesi Tigray savaşçıları tarafından yağmalanırken Amhara federal ordusu da Etiyopya ordusu da hiçbir şey yapmadı. Adeta Müslüman kimliği ile ortada kalan Wollo halkı bu savaşı en ağır şekilde arada kalarak ödemektedir. Uzun zamandır planlı bir şekilde silahsızlandırılan Müslümanlar, silahsız bir şekilde Tigray savaşçılarının önündeki kurban gibilerdi. Kendilerinin korunmasını ya da silah desteğini Abiy Ahmed’den talep eden Müslümanlara verilen cevap çok şaşırtıcı olmuştur. “Silahlanın ve kendinizi koruyun.” Silahları alınmış Wollo Müslümanları Tigray hâkimiyeti altındaki bölgede çok ağır bir dram yaşadılar.

O zaman şöyle bir iddia ortaya atmıştık. Bu savaş orta vadede etnik gövdede fakat uzun vadede bir dinler arası savaş olarak Müslümanlara yönelecektir. Etiyopya’nın önündeki en önemli ilk problem sistematik Protestanlaştırma projesidir. Tüm din ve mezhepler bu boyutuyla tehdit altındadır ve buna Ortodoks ve Katolikler de dahildir ve hatta Falaşalar. Fakat en büyük tehdit temel anlamda Müslümanlara yöneliktir. Son birkaç yıldır sistematik olarak Müslümanların direnç kapasitesi ısrarla test edilmektedir ve bu süreç hassasiyet içinde takip edilmelidir.

İbrahim Tığlı: Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Tigrey sorunu sona ermedi, askıya alındı. Yani iç savaş kısa sürdü. Beklenilenin aksine uzun sürmedi. Bu hem Etiyopya hükümeti açısından hem de halkı açısından oldukça önemli bir başarıydı. Ancak bu sorunun diğer bölgelerdeki etnik temelli unsurlara yansıma olasılığı büyüktü. Zaten daha önceden birçok bölgede bu tür sorunlar yaşanıyordu, yani etnik sorunlar. Fakat şunu öncelikle görmek lazım; Yine Etiyopya, bu tip bir iç savaşla olsa bile sorunu çok fazla bir etnik çatışmaya yönelmeden çözmeyi başardı. Ancak her an ülkenin etnik çatışmalara dönme olasılığı da mevcut, bunu da görmek gerekiyor. Hükümet ise bu tür durumlarda eski reflekslerle hareket etti. Hem Tigrey sorunu hem de yeni çatışmalarda, Abiy Ahmet dönemiyle birlikte hükümetin geleneksel reflekslerinin sona ereceği ve daha uzlaşmacı bir tutum sergileyeceği düşünülüyordu. Ancak devlet, bu tutumundan vazgeçmedi. Şiddete karşılık şiddetli cevap verip devletin gücünü etkin şekilde her tarafta göstermeyi ve federatif sistemde merkezi sisteme daha baskın bir şekilde yönelmeyi tercih etti.

Bu süreçte Ahmet hükümetinin süreci doğru yönetemediğimizi gördük. Ancak şunu da görmek gerekiyor; nihayetinde Tigrey sorununu çözen hükümetinin bu tür sorunlara karşı etnik hatta dini çatışmalara karşı daha profesyonelce hareket edeceği düşünüldü. Ancak gördüğümüz gibi hükümet, maalesef daha çatışmacı bir yöntemle hareket ediyor ve bu sefer karşıdaki grupların daha sert tedbirlere radikalleşme eğiliminde olmasına yol açıyor.

Mustafa Uzun: Etiyopya’da yaşanan durum, özellikle Tigray bölgesindeki çatışmanın son derece kanlı ve karmaşık bir karaktere sahip olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Bu çatışma, derin köklere sahip etnik, politik ve ve diğer anlaşmazlıkların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Şu anda sakin gibi görünse de, özellikle Tigray bölgesi için işler aniden daha karmaşık bir hâl alabilir. Bu sorunu basitçe sona ermiş gibi görme lüksüne sahip değiliz. Öncelikle, Tigray bölgesindeki çatışma, sadece Tigrey’de değil, ülkenin birçok bölgesinde ciddi insani krizlere, birçok sivilin hayatını kaybetmesine ve binlerce insanın yerinden edilmesine yol açmıştır. Sivil halkın maruz kaldığı zorluklar ve insani yardımın bölgeye ulaşmasındaki engeller endişe vericidir. Ayrıca çatışma bölgenin ekonomik ve sosyal altyapısını da ciddi şekilde etkilemiştir.

Temel hizmetlerin kesintiye uğraması, gıda ve su kaynaklarının azalması, sağlık sistemine erişimin zorlaşması gibi sorunlar, ülkenin birçok bölgesinde yaşam koşullarını olumsuz etkilemektedir. Bunun yanı sıra, Tigray çatışması Etiyopya’nın istikrarı ve bölgesel güvenlik üzerinde de endişe verici etkilere neden olmakta ve Tigray’ın sınırları ötesine yayılarak diğer bölgelere de yayılma potansiyeline sahiptir. Ayrıca bölgedeki siyasi ve etnik gerilimler, bölgesel çatışmalara ve uluslararası ilişkilerdeki gerginliklere yol açma riskini beraberinde getirmektedir.

Dr. Adil Abdülkadir Harari: Etiyopya’da Tigray Savaşı uzlaşmayla sonuçlansa da hala çözülemeyen ve her an patlayabilecek olası çatışma durumu çeşitli bölgelerde devam etmektedir. Hükümetin operasyonları bu konuda devam etmektedir.

Dr. Muhammed Yakup Diredavai: Tigray Savaşı sonrasında, Etiyopya’nın durumunun hiçbir olumlu gelişme olmadığını söyleyebilirim. Tigray’da durum biraz daha iyi olsa da Amhara ve Oromo illerinde çeşitli bölgelerde çatışmalar devam etmektedir. Özellikle Amhara halkı ve oradaki milisler barış anlaşmasından memnun değiller ve Merkez hükümet ile ilişkileri gergin durumdadır. Dolayısıyla ülkede herhangi bir olumlu gelişme görülmemektedir.

Moderatör: Addis Ababa ve civarındaki cami yıkımları ve bunun sebepleri ve etkileri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

İsmail Mansur Özdemir: Addis Ababa şehrinin dış kesimlerinden başlayarak yeni bir kent olan Sheger City’nin kurulmasına hükümet tarafından karar verildi. Bu bölgedeki özellikle Müslümanlara ait olan evler ve Oromo dışından gelenlerin evleri kanunsuz bir şekilde yıkılmaya başlandı. Hatta bazı tanıklarla yaptığımız görüşmelerde evinin yıkılmaması için para ödeyen bireylerin de evlerinin yıkıldığını öğrendik. Fakat buradaki en önemli sorun zor şartlar altında yapılmış olan ve mimari değere sahip camilerin birer birer yıkılması oldu. Etiyopya İnsan Hakları Komisyonu “EHRC” bu yıkımların yasa dışı ve insan haklarına aykırı olduğunu açıkça raporlamasına rağmen hükümet bu yıkımlara devam ediyor. Bu yıkımlara karşı İslam Konseyinin ağır kaldığını ve süreci yeterince takip edemediğini düşünen Müslümanlar bazı şehirlerde protesto mitingleri yapsalar da bu mitinglerde Hükümet çok sert tedbirler alarak onlarca insanın yaralanmasına ve iki kişinin şehit edilmesine sebep oldu. İslam Konseyinin uzlaşma ve takip sözünün ardından Müslümanlar sürecin nasıl şekilleneceğini bekleseler de yıkımlar devam ediyor ve Hükümet bir açıklama yapmamaya devam ediyor.

Dr. Adil Abdülkadir Harari: Addis Ababa’daki durumu özetlemek gerekirse, şehir civarında inşa edilmesi planlanan Sheger City nedeniyle çok sayıda Müslümanın evleri ve camileri yıkılmaktadır. Bugüne kadar 21 cami yıkılmış ve protestolar nedeniyle 10 kişi hayatını kaybetmiştir. Ayrıca onlarca kişinin tutuklandığı bilinmektedir.

Dr. Muhammed Yakup Diredavai: Meselenin bugünü önemlidir ancak nedenleri daha derindir. Şu anki hükümet, her geçen gün Evangelik Hristiyanların yönetimde olduğunu açıkça göstermektedir. Bunun için önce Ortodoks Hristiyanlara, ardından da Müslümanlara saldırarak bunu göstermektedir. Evangelik Hristiyanların etkisi giderek artmaktadır. Ülkeyi yönetme ve istediklerini yapma sırasının kendilerinde olduğunu açıkça ifade etmektedirler. Planları, Evangelik Hristiyanlığın Etiyopya’da hegemonya kurmasıdır. Bu şekilde devam ederlerse büyük bir felaket kaçınılmaz olabilir.

Moderatör: Meselenin bugününü daha detaylı öğrenebilir miyiz?

Dr. Abdurrahman Habeşi: Sheger City, Addis Ababa’yı çevreleyen altı kentin kapsadığı Oromia bölgesi altında, Şubat 2023’te kuruldu. Hemen ardından Oromia bölgesi, yeni kurulan Sheger City’deki evleri ve işyerlerini yıkmaya başladı. 31 Mart 2023’te Etiyopya İnsan Hakları Komisyonu (EHRC), yeni kurulan Sheger City’deki büyük yıkımların ve zorla tahliyelerin yasa dışı olduğunu ve uluslararası ve insan hakları yasalarına aykırı olduğunu belirtti. Ayrıca EHRC, zorla yerinden edilmenin insani bir krize yol açtığını ve bir güvenlik sorunu haline geldiğini ifade etti.

Evlerin yıkımı ve zorla tahliyelerle birlikte, şehir yönetimi, herhangi bir açıklama yapmadan şehirdeki camileri hedef aldı. Camiler, içindeki Kur’an-ı Kerim ve dini kitaplar çıkarılmadan buldozerlerle yıkıldı. Yıkım sırasında şehir yönetimi İslam’a büyük saygısızlık gösterdi. Şehir yönetiminde Müslümanlar temsil edilmiyordu. Şehir yönetiminde Müslüman olan kimse bile yoktu.

Oromia Bölgesi Etiyopya İslami İşler Yüksek Konseyi, 15 Mayıs 2015 tarihinde Addis Ababa’daki merkez ofisinde yaptığı açıklamada, yeni Sheger City yönetimi tarafından Ramazan ayından bu yana yıkılan cami sayısının 19’a ulaştığını ve Sheger City’nin yeni belediye yönetimi tarafından yürütülen bu eylemi kınayan meclisin, dilekçesini birkaç kez ilgili kuruma sunmasına rağmen henüz olumlu bir yanıt alamadığını ve bir kez daha işlem yapılmasını istediğini belirtti. Sheger Şehrindeki camilerin yıkılmasının, Oromia Bölge Hükümeti’nin bölge planı ve programı olduğu ve Federal ve Oromia İslami İşler Yüksek Konseyi’nin cami yıkımlarının durdurulması talebine yanıt verilmemesinden açıkça anlaşılmaktadır.

Bunun ardından Etiyopyalı Müslümanlar ve farklı ülkelerdeki diasporalar, sosyal medya üzerinden cami yıkımlarının durdurulmasını ve belediyenin yıkılan camileri yeniden inşa etmesini talep ederek bir kampanya başlattı. Ancak Oromia bölge yönetimi, yasa dışı cami yıkımını örtbas etmek için Müslümanları suçlamaya başladı. Federall ve Oromia bölge yönetiminden Şeger Şehrindeki camilerin yıkılmasına ilişkin herhangi bir karar çıkmaması nedeniyle Addis Ababa’daki Enver ve Nur Ulu Camii’nde 26 Mayıs Cuma namazından sonra gösteri düzenlendi. Barışçıl gösterinin ardından Addis Ababa şehir polisi ve federal polis göstericiye ateş açtı ve iki Müslüman’ı öldürdü.

Hükümetin caminin yıkımını durdurmaya veya konuyu tartışmaya hazır olmadığı Müslümanlara yönelik kasıtlı terör eylemi ve Addis Ababa polisinin açıklaması bunu gösteriyor.

Moderatör: Bu sürecin Etiyopya’daki Müslüman Hıristiyan dengesine etkisi ne olur?

İbrahim Tığlı: Şunu muhakkak söylemek gerekiyor: Etiyopya’da Müslümanlar sürekli barışçıl bir şekilde yaşamışlardır. Hiçbir zaman şiddet yanlısı hareketlere veya terör faaliyetlerine yönelmemişlerdir. Müslümanlar, Etiyopya’nın vazgeçilmez bir gerçeği ve unsurlarından birisidir. Etiyopya Müslüman halkı her zaman Hristiyan unsurlara karşı da sağduyulu hareket etmiştir ve bir çatışma potansiyeline girmeyi tercih etmemiştir. Ancak bu sadece Müslümanların bakış açısıyla ilgili bir olay olarak görülmemelidir. Karşı tarafı da örneğin kiliseleri düşünmek gerekiyor. Kiliseler arasında bazı çatışmaların olduğu bilinmektedir.

İbrahim Tığlı: Ayrıca şunu da görmek lazım, bu sadece Müslümanlara yönelik saldırılarla sınırlı değildir. Kiliseler arasında da bazı saldırılar gerçekleşmektedir, hatta Protestan ve Ortodoks kiliseler arasında bile. Yani bu durumu sadece dini temellere bağlamak, hem hükümet açısından hem de gruplar açısından bir felaket olacaktır. Müslümanlar zaten bu noktada gereken sağduyuyu göstermiştir. Örneğin, Tigray Savaşında en fazla etkilenen unsurlardan birisi Amhara bölgesindeki Müslümanlar olmuştur. Hem Tigrey milisleri hem de hükümetin askerleri tarafından şiddete maruz kalmışlardır, ancak hiçbir zaman hükümete yönelik şiddeti tercih etmemişlerdir. Müslüman konseyinin bakışı bence yerindedir, çünkü bu tür çatışmalar sulh yoluyla çözülür.

Moderatör: Bugünkü sorunlar özelinde soruyorum, çözüm sizce nedir?

İbrahim Tığlı: Karşılıklı anlayışla sakin bir şekilde çözülür. Zaten eylemsizlik kararı alması çok doğru bir hamle oldu. Cuma gününden önceki olaylardan sonra Müslümanların daha sağduyulu hareket etmelerini istenmiş. Fakat gençler özellikle bazı protestolar yapmaya başlayınca hükümet askerleri özellikle camideki gençleri hedef alan, yaralayan, hatta beş altı tane Müslüman genci katleden bir saldırıda bulunmuşlar. Yani hükümetin bu noktalarda biraz daha uzlaşmacı, biraz daha devletin ağır yönünü gösteren değil uzlaşma yönünü gösteren bir hareket tarzını benimsemesi gerekirken maalesef devlet, burada biraz daha şiddeti öne çıkaran bir yöntemi benimsemiş. Şunu da unutmamak lazım; Müslümanlar gerçekten Abiy Ahmet döneminde çok önemli görevlere gelmişler. Şu anda hükümette Müslüman bakanlar bulunmaktadır. Bu karşılıklı olarak yine birlikte çözülecek bir unsur. Bunu bir Müslüman-Hristiyan çatışması veya Müslümanların hükümete karşı başkaldırısı olarak değerlendirmek, sadece Etiyopya’daki Müslümanlara zarar verecektir. Bunu bu bağlamda görmemek gerekiyor. Müslümanların oldukça sağduyulu ve sakin davranmaları gerekiyor. Belki Oromiya bölgesinde yoğun olarak yaşayan Müslümanların genellikle ekonomik durumdan kaynaklanan, evlerinin yıkılmak istenmesi, camilerin izinsiz olduğu gerekçesiyle yıkılma veya kundaklama istenmesi gibi durumlar Müslümanların tepkisini doğal olarak çekmiştir.

Moderatör: Peki, meselenin derinlerinde ne var?

Mustafa Uzun: Bu sorunun cevabı için Etiyopya Müslümanlarının tarihsel geçmişine hâkim olmak gerekiyor. İslam, Etiyopya’ya henüz Peygamber Efendimiz yaşarken ulaştı. Müslümanlar, Etiyopya’nın tarihinde önemli bir rol oynadılar ancak tarih boyunca çeşitli zorluklarla karşılaştılar. Özellikle Hristiyan etkisi altındaki krallıklar döneminde Müslümanlar çoğu zaman ayrımcılığa ve baskılara maruz kaldılar. Müslüman toplum bu nedenle Hristiyan nüfusu tarafından zaten kendisini dışlanmış olarak hissediyor. Bugün de Müslümanlar birçok sıkıntı ile karşı karşıya kalıyorlar. Cami yıkımları bunlardan en güncel olanı. Yoksa mesele sadece Shegger adında yeni bir şehir kurmak için 20 caminin yıkılması olayı değildir. Bu sadece Oromiya eyaleti hükümetinin masum bir kararı değildir. Ülkede, Müslümanlar zaten siyasi, ekonomik ve sosyal eşitsizliklerle mücadele ediyorlar. Ayrıca birçok bölgede zaman zaman Müslüman-Hristiyan ilişkilerinde gerilimler yaşanabiliyor. Özellikle son dönemde, Etiyopya’da yaşanan siyasi çalkantılar ve etnik gerilimler, Müslüman toplumun da etkilendiği şiddet olaylarına yol açıyor ve cami yıkma olayları bunlardan en önemlisi.

Moderatör: Etiyopya İslam Konseyi ve Etiyopya hükümeti bu cami yıkımları ve Müslümanlara yönelik şiddet konusunda nasıl bir pozisyon almayı tercih ediyor?

İsmail Mansur Özdemir: Hükümetin kanunsuz yıkımları ve özellikle camilere yönelen devlet terörü konusunda Etiyopya Müslümanları arasında tam bir uzlaşma var. Hükümet içindeki Müslümanlar ve siyaset adamları yanında, İslam Konseyi de cami yıkımlarının kabul edilemez olduğunu ifade etse de Etiyopya Hükümeti ne tavrından vazgeçiyor ne de şiddetten. Son görüşmelerde yıkılan 20 cami yerine iki cami yeri gösterme önerisi ise Müslümanlar tarafından kabul edilmedi.

İslam Konseyinin eylemsizlik kararına uyan Müslümanlara yönelik olarak şiddet ve tahkikatlar sürdürülüyor. Son Cuma namazında Addis Ababa’nın en büyük camisi olan Enver Camiinden çıkan Müslümanlara sniperlarla açılan ateş sonucu 5 kişi şehit oldu ve onlarca yaralı var. Açık kayıtlardan açıkça görülen manzara da İslam Konseyinin eylemsizlik kararına uyan Müslümanlara Hükümet güçlerinin saldırması ve özellikle sniperlar vasıtasıyla yapılan saldırı açıkça suç teşkil ediyor. Ve bu sürecin Müslümanlara yönelik sistematik saldırı ve ülke içinde bir büyük çatışmayı hedeflediğini gösteriyor.

Moderatör: Burada Abiy Ahmet’i nasıl okumak lazım?

İsmail Mansur Özdemir: Abiy Ahmed Ali prestijli bir iddia ile iktidara gelmiş bir isim. Demokratikleşme ve özellikle Müslümanlara yönelik yaklaşımları Müslümanlar tarafından oldukça olumlu karşılandı. Hatta babasının Müslüman olması üzerinden yapılan propaganda ve hatta yurt içi ve yurt dışında ortaya koyduğu performans bu süreci besledi. Özellikle Ahbaşlar eliyle derin krize giren Etiyopya İslam Konseyine yaptığı atamalar da çok değer gördü. Fakat süreç içinde ortaya koyduğu performans asla kabul edilebilir değil. Temeli itibariyle sahip olduğu partisi Prosperty Parti bir Protestan hareket ve dışarıdan ciddi destek alıyor. Bu süreçte ülkede Abey vasıtasıyla bazı değişimlere imkân sağlanması belli ki bekleniyor. İlki Oromoların iktidar elit dönüşümünde etkili olması ve erki ele geçirmeleri, ikincisi Protestan hakimiyetinin sağlanması ve üçüncüsü Müslümanların varlık ve etkilerinin kontrol altına alınması ve hatta sindirilmesi. Uzun vadede ise Adama bölgesi başta olmak üzere İslam’dan Hristiyanlığa geçişin imkânının oluşturulması.

Moderatör: Bundan sonra ne olabilir?

İbrahim Tığlı: Barışçıl bir şekilde uzlaşma ve uyum sağlanmadığı takdirde bölge çok karışabilir. Etiyopya’nın federasyondan merkezi yönetime geçişi, devletin şiddet unsurunu daha da kullanmasına ve belki Müslümanların da daha özerk anlayışlara girmesine neden olabilir diye düşünüyorum. Fakat şunu da unutmamak lazım, Etiyopya’da hem Müslümanların hem Hristiyanların içinde birbirlerine şiddet uygulama anlayışının olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yıllardır Müslümanlar ve Hristiyanlar bu ülkede birlikte yaşamışlardır. Hristiyanlar bu ülkeye Müslümanları kabul etmişlerdir. Müslümanlar ise bu ülkede önemli ilim merkezlerini açmışlardır. Bugün hala Harar kenti İslam medeniyetinin önemli eserlerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Müslümanların tarihine kazandırdığı bir miras vardır ve umuyorum ki bu mirasa sahip çıkacaklardır. Fakat şunu da söylemek lazım, genelde Müslümanlar ve Hristiyanlar karşılıklı olarak eğer bir çatışma yönüne giderlerse, bu sadece Etiyopya ile sınırlı kalmayacaktır. Bölge ülkelerini de etkilenecektir. Belki çok fark edilmiyor ama Eritre, Güney Sudan gibi ülkelere de yayılma potansiyeli yüksektir. Çünkü bu bölgelerde de Müslümanlar ve Hristiyanlar bir arada yaşamaktadırlar. Fakat Güney Sudan ve Etiyopya’nın özelliği, yönetimde söz sahibi olanların Hristiyanlar olması, Müslümanların ise nüfus açısından fazla olmalarına rağmen özellikle Etiyopya’da dini öne çıkararak bir çatışma ortamına girmediğini görüyoruz. Aslında bu, bir bakıma Etiyopya’nın içindeki bir şanstır. Bunu da görmek lazım artık.

Moderatör: Etiyopya İslam İşleri Yüksek Konseyi’nin açıklamasını siz nasıl yorumladınız?

Mustafa Uzun: Etiyopya İslam İşleri Yüksek Konseyi, Oromiya eyaletinde 20’ye yakın caminin yıkılması sonrası Müslümanlara sükûnet çağrısı yapmıştı zaten. Bu olağan ve beklenen bir durum, isyan çağrısı yapacak değillerdi elbette. Müslüman halk daha sert tepkiler beklese de konsey, isyan çağrılarına yönelik bir tutum benimsemedi. Konseyden yapılan açıklamada, bölgedeki evlerle camilerin de yıkılmasına tepki gösteren ve protesto düzenleyen Müslümanlardan, hükümetle yapılan istişarelerin neticesini beklemeleri istenmişti. Şu anda da Addis’teki merkezi hükümet, Oromiya eyaleti yöneticileri ve Müslüman toplum ile görüşmelerin devam ettiği ifade ediliyor.

Abdurrahman Habeşi: Etiyopya İslami İşler Yüksek Konseyi, konseyin hükümetle iletişimi nedeniyle 2 Haziran Cuma günü Müslümanlardan gösteri yapmamalarını istedi. Konseyin ricası üzerine Enver Grad Camii’ndeki Müslümanlar Cuma namazını gösteri yapmadan kıldılar. Ancak keskin nişancılar, Enver Camii’ni çevreleyen farklı binalara saklanarak namaz kılan sivil Müslümanlara ateş açtı ve beş Müslümanı katletti. Son olarak, 5 Haziran 2023 Pazartesi günü Federal, Oromia ve Addis Ababa İslami İşler Konseyi ile Barış Bakanlığı ve Addis Ababa City yönetimi arasında bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda dini sorunların müzakere yoluyla çözülmesi önerildi. Ancak hükümet hala Müslümanların isteklerine kulak vermiyor. Ayrıca Addis Ababa şehir yönetimi hala Müslümanları şehirde huzursuzluk çıkarmakla suçluyor.

Adil Abdülkadir Harari: Etiyopya İslam Konseyi, bu konuda hükümeti sorumlu tutarak net bir tutum sergilemektedir. Bu konuyla ilgili bir grup devlet yetkilisiyle görüşmelere devam etmektedir. Etiyopya hükümeti ise bu konuda ikiye bölünmüş durumdadır. Bir grup camilerin yıkılmasının yanlış olduğunu belirtirken, diğer grup ise bunun sadece Müslümanlara yönelik olmadığını ve tüm yasadışı yapı inşaatlarına karşı olduğunu iddia etmektedir. Merkezi hükümet ise bu konuda hala net bir tavır belirlememiştir.

Muhammed Yakup Diredavai: İslam Konseyi’nin cami yıkımları konusunda geç tepki verdiğini düşünüyorum. Bu, tecrübesizliklerinden kaynaklanabilir. Hükümetin ise onlara hiçbir saygısı olmadığını düşünüyorum.

Moderatör: Son Cuma namazında İslam Konseyinin eylemsizlik kararına uyan Müslümanlara yönelik şiddet ve sniperlarla yapılan infazlar konusunda ne düşünüyorsunuz ve bu konuda neler yapılabilir?

Mustafa Uzun: Öncelikle uluslararası toplumun bu konuda duyarlı olması ve insan hakları ihlallerine karşı tepki göstermesi önemli. Müslümanlara yönelik şiddet olaylarının uluslararası platformda gündeme getirilmesi ve destek sağlanması, yerel toplumun sesini duyurma ve sorunların çözümünde yardımcı olabilir. Ayrıca devlet yetkililerinin, güvenlik önlemlerini artırarak Müslümanların güvenliğini sağlamaya yönelik adımlar atmaları önemli. Bu konuda bazı gelişmeler var. Etiyopya Merkezi hükümeti, Oromiya’nın güvenlik güçlerini durdurabilirse bu bile önemli bir gelişme olacaktır. Ayrıca ifade özgürlüğü, din özgürlüğü ve insan haklarının korunmasına yönelik güvencelerin sağlanması, toplumun her kesimi için önem taşımakta. Bu zorlu süreçte Müslümanlar, barışçıl, hoşgörülü ve hukuka uygun bir şekilde hareket ederek, adalet ve eşitlik için mücadele etmelidir. Birlikte çalışarak, toplumda uzlaşma ve anlayışın sağlanmasına katkıda bulunabilirler.

Adil Abdülkadir Harari: Bu talihsiz olayın hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu, Müslüman Etiyopyalıların her platformda dile getirdiğini ve dile getirmeye devam ettiğini belirtmek gerekir. Bu şekilde devam etmesi durumunda ülkede büyük bir kaosun ortaya çıkacağını ve böyle bir şiddetin çözümden uzak olduğunu ve hükümet içerisindeki istikrarı ciddi şekilde sarsacağını açıkça ifade edebiliriz.

Muhammed Yakup Diredavai: Mevcut hükümet delirmiş durumdadır. Şiddeti tercih etmeden hiçbir diyaloga girmemesi son derece yanlıştır. Ülkenin normale dönmesini istediğini düşünmüyorum. Kendisi kriz yaratıp ülkenin durumunu felaketten felakete sürüklemektedir. Bundan sonra da durumu normale getireceğine inanmıyorum.

Moderatör: Müslümanlar ve Etiyopya hükümeti nasıl davranmalılar?

İbrahim Tığlı: Etiyopya yeni bir döneme girdi. Devlet, barış ve sulh içerisinde çözmeye çalışırsa, bu Etiyopya’nın geleceği için daha kalıcı bir hale gelecektir. Ancak karşılıklı olarak şiddet unsurunun benimsenmesi hem Müslümanlar açısından hem de hükümet açısından iyi olmayacaktır. Burada şunu unutmamak lazım: Etiyopya hükümeti, Müslümanlardan ayrı bir hükümet değildir. Müslümanların da içinde olduğu bir hükümettir. Bazı dönemlerde Müslümanların mağdur olmadığını, Müslümanların devlet yönetiminde var olduklarını biliyoruz. Henüz orada Müslümanlar yeni yeni bürokraside, siyasette yer almaya başladılar. Fakat şiddete yönelen hareketler, bu tür eğilimlerin zayıflamasına hatta yok olmasına neden olur. Ben Müslüman İslam Konseyinin sükûnet çağrısını takdirle karşılıyorum, ancak olayın çözümünün de olması gerekiyor. Bu çözümü en kısa sürede göstereceklerini ve hükümet ile Müslümanlar arasındaki çatışma unsurunu ortadan kaldırabileceklerini düşünüyorum. Ancak biraz önce söylediğim gibi, eğer bu hareket ve çatışmalar dini eksene kayarsa, bu Etiyopya’nın geleceği açısından hiç iyi olmayacaktır. Böyle bir şeyde umuyorum ve inanıyorum ki bu olaylar münferit hadiselerdir ve Etiyopya hükümeti kısa bir süre sonra yaptığı bu hataları telafi edecek ve daha sükunetle olayları çözmeye çalışacaktır.

Moderatör: Bu süreçte Etiyopyalı Müslümanlar, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlar nerede durmalı?

Mustafa Uzun: Üzülerek belirtmeliyim ki, cami yıkımlarına tepki olarak ülkenin dört bir yanında yapılan gösterilere güvenlik güçlerinin artan şiddeti son derece endişe verici. Buradan kardeşlerimiz için endişeleniyoruz. Bu tür olaylar, mümin Eshame’nin topraklarında yaşayan Müslüman toplumun güvenliği, dini özgürlükleri ve toplumsal huzuru açısından ciddi bir tehdittir. Müslümanlar, bu hassas süreçte dikkatli ve sağduyulu bir şekilde hareket etmeli ve şiddetin her türlüsünden uzak durmalılar. Muhataplarına daha çok kan ve katliam için bahaneler vermemeliler. Etnik ve dini hoşgörüyü teşvik eden, diyalog ve anlayışa dayalı çözümleri öncelikle Müslümanlar sunmalıdır.

Müslümanlar, barışçıl ve yapıcı bir tutum sergileyerek sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucularıyla işbirliği yaparak bu sorunları kamuya ve uluslararası kamuoyuna taşımalıdır. Bu şekilde, Etiyopya toplumunun geri kalanına ve uluslararası kamuoyuna Müslümanların barışçıl niyetlerini ve haklarını koruma çabalarını gösterme fırsatı bulunabilir.

Moderatör: Mevcut Etiyopya hükümetinin durduğu nokta tam olarak neresi?

Muhammed Yakup Diredavai: Mevcut hükümet, Evangelik Hristiyanlara hariç herkesle agresif davranmaktadır. Bu durum ülkenin selameti için iyi bir işaret olmadığını düşünüyorum. Bu şekilde devam ederse ülkenin büyük zarar göreceğini ve hükümetin ömrünün uzun olmayacağını düşünüyorum.

Adil Abdülkadir Harari: Müslümanların bu konudaki birliği hükümet tarafından da anlaşılmış durumdadır. Ancak bu durum, şiddetin sebepsiz yere artmasına neden olmuştur. Özellikle hükümetin net bir tavır sergileyememesinin sebebi, Müslüman devlet adamlarının beklenmedik bir itirazda bulunmasıdır. Eski hükümetle karşılaştırıldığında, bu hükümetin içinde daha fazla Müslüman kilit devlet adamının bulunmasının önemli bir rol oynamaktadır.

Moderatör: Müslümanlar bu hassas süreçte ne yapmalılar?

İsmail Mansur Özdemir: Abiy Ahmed Ali yoksulluk başta olmak üzere pek çok sorunu çözme iddiası ile gelmiş ve iktidara gelme referansı demokrasi olan bir lider. Bugün ülkede yaşananlar onu var eden iddialarla hiç uyum içinde değil. Bugün hızla yapılması gereken;

İmar programının hukuki bir yöntemle, adil bir şekilde yapılmasının sağlanması

Yıkım süreçlerinin şeffaf bir şekilde yapılması ve imar sürecinde evleri zarar gören herkese ödeme yapılmasının sağlanması

Yıkım süreçlerinde adil davranılması ve İmar programının herhangi bir gizli ajanda olmaksızın halka doğru anlatılması

Müslümanlara karşı Wollo olaylarından beri devam eden belirsiz şiddetin ortadan kaldırılması

Wollo ve Dessi bölgesindeki suçluların bulunması ve cezalandırılmasının sağlanması

İmar sürecinde toplumun ortak alanlarına özellikle mabetlere yönelik nazik davranılması ve zorunlu yıkımlarda bölgesel referandum ve İslam Konseyinin olurunun alınması

Yıkılmak zorunda kalınan cami ve kiliselerde mutlaka devlet tarafından tazmin edilerek yıkılanın yerine devlet kaynakları ile yenisinin hemen başlatılması

Eylemlerde zarar gören Müslümanların ailelerine kan parası ödenmesi

Şiddet yanlısı polislere müdahale edilmesi; ölüme ve yaralanmaya sebep olanların kovuşturulması ve mutlaka yargılanması bir gerekliliktir.

Müslümanların makul ve meşru ölçüler içinde hakların savunmaları ve izinli gösterilere müsaade edilmelidir.

Çözüm süreçleri devlet aklının ve çok kültürlü Etiyopya geleneklerine göre yapılmalı ve din tabanlı bir iç savaşın getireceği yüksek maliyetlerden imtina edilmelidir.

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu