Yaşam

Ebedî korun(M)ak: Takva

Kavramlar, tasavvurlarımızı/zihnimizdeki algı, hayal ve canlandırmaları oluşturur. Tasavvur edebilmemiz için önce kavramları tanımamız gerekir. Bunun için en büyük yardımcımız ise kendi zihnimizin kodlarını oluşturan kelimelerdir. Örneğin, “takva” kavramını nasıl tanıyoruz, zihnimizi yoklayalım. Aklımıza gelenlerin yanında bir de şunları düşünelim. Parmakları üzerinde sessizce yürüyen birinin derdi nedir? Yahut en önemli görülene her hususta ve her durumda gösterilen itina nedendir? Böylesi davranışların genel bir adı, sebebi var mıdır ve temelindeki duygu nedir? Peki, bu sorulardaki duygunun ortak paydasına “içi titremek” tabiri konabilir mi? Bu tabirle mecazen kastedilen “(bir şeye) zarar gelecek duygusu içinde bulunarak ona çok özen göstermek”[1] tarifine farkları bulunmakla birlikte büyük oranda denk düşen, örtüşen Kur’an kavramıdır “takva”. Bu kavramı Meryem Suresi’nden öğrenmeye ne dersiniz?

Meryem Suresi’ni tanıyalım

Mekke’de nazil olduğu kabul edilen Meryem Suresi doksan sekiz ayettir. Mushaf’ta on dokuzuncu sırada yer alır. İsmini surenin 16-40. ayetlerinde kıssasına yer verilen Meryem’den (Aleyhis selam) alır. Kur’an-ı Kerim’de beş harfli huruf-u mukattaa ile başlayan iki sureden biri Meryem Suresi, diğeri Şura Suresi’dir.

Peygamber Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Meryem Suresi 96.ayet ile alakalı şu Hadis-i Şerifi Ebu Hureyre’den (Radiyallahu Anh) nakledilmiştir: “Allah Teâlâ bir kulu sevdiği zaman Cebrail’e ‘Ben filanı seviyorum onu sen de sev!’ diye emreder. Cebrail onu sever ve sonra gök halkına ‘Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz.’ diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever sonra yeryüzündekilerin kalbinde o kimseye karşı bir sevgi uyanır. Bunu şu ayet ifade eder: ‘İman edip de iyi iyi işler yapanlar (yok mu?) çok esirgeyici (Allah) onlar için (gönüllerde) bir sevgi verecektir.’[2] Allah bir kula buğz ettiği zaman, Cebrail’e ‘Ben, filanı sevmiyorum, onu sen de sevme!’ diye emreder. Cebrail de onu sevmez. Sonra Cebrail gök halkına ‘Allah filan kişiyi sevmiyor, onu siz de sevmeyin.’ der. Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra da yeryüzündekilerde o kimseye karşı bir kin ve nefret uyanır.”[3]

Zekeriya Peygamberin ve oğlu Yahya Peygamberin anılmasıyla başlanan surede Meryem ve İsa (Aleyhis selam) dışında İbrahim Peygamber ve oğullarının, Musa, Harun, Yakub ve İdris Peygamberlerin kıssalarına yer verilir. Zahiren imkânsızı mümkün kılan, mülkün sahibi olan Allah’ın kudretine ve verilen her konumun özellikle ebeveyn ve evlat olmanın imtihanlarına çok boyutlu olarak işaret eden bu anlatıları, şirki hayat şerikleri/ortakları edinen Mekkeli müşrikleri eleştiren ayetler takip eder.

Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi bağlamında “Takva”

Nüzul süreci açısından Meryem Suresi’nin Mekke döneminde yaşanan türlü baskılar ve işkenceler üzerine Habeşistan’a hicret düşüncesinin hâkim olduğu süreçte indirildiği nakledilir ve bir Hristiyan ülkesi olan Habeşistan’a hicret edecek Müslümanları bilgilendirme ve hazırlama niteliği taşıdığı ifade edilir. Meryem Suresi’nin Hristiyanlığın temel ilkelerinden bahseden ilk Mekkî sure oluşu ve Habeşistan’a sığınan Müslümanların sözcüsü Cafer b. Ebu Talib’in Habeş Kralı Ashame en-Necaşi’nin huzurunda Meryem Suresi’nin ilk ayetlerini okuması bu tespiti desteklemektedir.[4]

Meryem Suresi’nde takva kelimesi ilk olarak 13. ayette Allah’ın çocukken hikmet verdiği kendi katından kalp yumuşaklığı ve günahlardan arınma/manevî temizlik bahşettiği Yahya’nın (Aleyhisselam) muttaki oluşu ile zikredilir. 18. ayette ise mabette ibadet hâlinde olan Meryem’in insan suretinde karşısına dikilen ve tanımadığı Cibril’i takvaya daveti ve muttaki ise fena işlere bulaşmayacağı telkini ile bir kez daha ifade edilmektedir. Bu ayetlere göre takva, mümin olan çocuk, kadın, erkek tüm bireylerde bulunabilecek bir vasıf, herkes için ortak bir cennet imkânıdır. Bu ayetlerden sonra Surenin 63. ayetinde “O, öyle cennettir ki biz ona kullarımızdan gerçekten muttaki olan kişileri varis kılacağız.”[5] buyrulmaktadır.

Manası açısından Meryem Suresi 63. ayet-i kerime

63. ayette Rahman olan Mevla’nın cennetine varis kılınma vasfı olarak zikredilen takva, Kur’an-ı Kerim’de tüm kelime türevleriyle 285 kez zikredilir.[6] Sözlükte korumak, korunmak, sakınmak, itaat etmek anlamlarındaki vikâye mastarından türeyen takva kelimesi Rağıb el-Isfahanî tarafından “insanın kendi nefsini korkulan şeylerden sakındırması” olarak tarif edilmiş, korku manasını içerdiğine atıfta bulunulmuştur. Şerî açıdan ise “insanın kendisini günahlardan sakındırması” anlamında kullanıldığına dikkat çeken Isfahanî, bunun da sakıncalı olan şeylerin terk edilmesi ile gerçekleşebileceğini, birtakım helalleri de terk etmeyi gerektirebileceğini ifade etmiştir.[7]

Meryem Suresi, Allah’ın “Rahman” İsm-i Şerifinin en fazla zikrolunduğu suredir.[8] 63. ayetin bağlamı incelendiğinde 58.ayetten itibaren Rahman olan Allah’ın ayetleri karşısında tazim gösteren ve vaadi olan adn cennetlerine girecek olanların tevbe edenler, iman edenler, salih amel işleyenler olduğu bildirilmiş, 63.ayette bu kimselerin takva sahipleri olduğu ve cennete varis olacağı haber verilmiştir. Buna göre takva sahibi kimseler, istikametleri tevbe, iman, salih amel olan ve her durumda muttaki davrananlardır. Taberî, ayetteki ittika sahibinin Allah’ın azabından farzları ifa ve günahlardan kaçınma ile sakınan olduğunu ifade eder.[9] Râzî, ayetteki varis kılmanın mecazen olduğunu bir diğer görüşe göre kâfirlerin iman etmemekle terk ettikleri cennet mülkünün varisleri olarak müminlerin müjdelendiğini ve müminlerin kendi amellerinin ürünlerine mirasçı olarak cennette karşılanacağı şeklinde izahlarda bulunmuştur.[10]

Sığınan ve korunan: Muttaki

Söz başında “içi titremek” kelimesiyle tasavvur ettiğimiz takva, “çok üşümek” zahiri manasını da içerecek şekilde, bedenî ve ruhî, küçük ve büyük endişe edilen, kararsız kalınan, üzüntü duyulan, korkulan tüm durumlarda en önce ve hemen Allah’ın merhametine sığınmak ve yalnızca O’nu sığınak, korunak bilmektir. Takvanın Türkçe bir ifade olan içi titremekten farkı, zarar gelecek duygusu sebebiyle gösterilen özenin yalnızca olumsuz durumlarda değil, şükür gerektiren, müreffeh olunan zamanda da gösterilmesini icap ettirmesidir. Bu hissiyat aynı zamanda Allah’ın hoşnut olmadığı her şeyden her durumda ve hissiyatta korunmayı ve Allah’ın çizdiği sınırları korunak bilmeyi, haddi aşmamayı beraberinde getirir. Kur’an’da emredilen Allah’tan ittika etme,[11] önce Allah’tan yine Allah’a sığınmak, her şeyde Allah’ın hatrını korumak ve Allah’tan gayrısından korunmaktır, hemen ve başka seçenek aramadan… Öyleyse Allah’a dair her şey kişinin “içine işler”, her hususta önce Allah’ı hatırlar ve O’ndan dolayı aslında O’na “içi titreyerek” muamele ederse o muttakidir, Allah’ın nazarında en takvalı ve en kıymetlidir[12] ve ebedî cennete varistir, diyebiliriz ve bu şahsiyeti ancak örneğimiz Meryem annemiz gibilerden, önderimiz Efendimiz Muhammed Mustafa’dan öğrenebiliriz…

Akile Tekin  

İstanbul Üniversitesi TEFSİR ANABİLİM DAL

Hüma dergisi, 21. sayı

DİPNOTLAR:


[1] TDK, “İçi titremek”, https://sozluk.gov.tr/

[2] Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, 15. Baskı, İstanbul, Elif Ofset, 1410/1990, 2: 562

[3] Buharî, “Bedü’l-halk” 6, “Edeb” 41, “Tevhîd” 33; Müslim, “Birr” 157; Tirmizi, “Tefsir”, “Meryem”, (3160)

[4] M. Kâmil Yaşaroğlu, “Meryem Suresi”, TDV İslâm Ansiklopedisi

[5] Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, 2: 558.

[6] Süleyman Uludağ, “Takva”, TDV İslâm Ansiklopedisi

[7] Ragıb el-Isfahani, Müfredât, “v-k-y

[8] Meryem Suresi, 18, 26, 44, 45, 58, 61, 69, 75, 78, 85, 87, 88, 91, 92, 93, 96

[9] Taberî, Câmiu’l-Beyân, 15: 578

[10] Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, 15: 380

[11] Örneğin Bakara Suresi, 194, 196, 203, 206, 223, 231, 233, 282

[12] Hucurat Suresi, 13

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu