Köşe Yazıları

Yalnızım Reis: Muhsin Yazıcıoğlu

“Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır,
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum,
Gözlerim parke parke taş duvarlarda.
Açılıyor hayal pencerelerim;
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum,

Kekik kokulu koyaklardan aşarak,
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor.
Bir çeşme başı arıyorum,
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp,
Mis gibi nane kokuları arasında,
Ruhumu dinlemek istiyorum.

Zikre dalmış her şey…
Güne gülümserken papatyalar,
Dualar gibi yükselir.. ümitlerim,
Güneşle kol kola kırlarda koşarak,
Siz peygamber çiçekleri toplarken,
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum.

Huzur dolu içimde?
Ben sonsuzluğu düşünüyorum,
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum!

Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın!..
Beton çok soğuk üşüyorum..!“

Muhsin Başkan şiiri okuyup bitirince baktı gördük ki Sivasta’ki evinin kapısının önünde. Emin’de yanında. Kapının ziline dokundu Muhsin Alp. Çocukların dışardan sesleri duyuluyordu: “Babamız geldi!” diyerek annelerine haber ederken kapı açıldı. Furkan ve kızı Firuze hemen babanın kucağına atlayarak sarıldılar. Baba da onlara sarılarak öpüp okşuyordu çocuklarını. Beraberce içeri girerken Emin, “Sen buyur! Biraz dinlen! Benim halletmem gerekli işlerim var! Sonra gelirim! Zaten bizi bekliyorlar..! Heyete biran önce katılmamız lazım..!” diyerek kapıda vedalaşıp ayrıdılar.

             Emin evden üç beş adım uzaklaşınca dönüp Muhsin Alp ve ailesini tekrar izledi ve, “Allah’ım SEN gerçekten de her şeye kadirsin! Şehit kullarına öyle lütuflarda bulunuyorsun ki dünyadan ayrıldıklarını bile farketmeyip mutlu ve mesut hayatlarını misal aleminde sürprizlerin engin koylarında devam ettirmelerini sağlıyorsun! Cennet’i görselerdi ne yaparlardı acaba..!?” diyerek başını önüne döndürüp başka kutlu vazifelere yelken açtı…

Yeni romanımdan…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu